Etiket arşivi: sosyal medya

Üniversitelerin Tercih Dönemlerinde Öğrencilerle İletişim Kurarken Göz Ardı Ettiği 3 Şey

image credits: http://4.bp.blogspot.com/-XAEosD40uYk/U5l028yOLrI/AAAAAAAAAUQ/a2J1w3vgZMA/s1600/2014-06-12-Facebook+In+App+Launch+Blunder+%25281%2529.jpg

Temmuz ayının ilk 2 haftası üniversiteler ve üniversite tercihi yapan öğrenciler ve aileleri açısından oldukça hareketli geçiyor. Aileler çocuklarının puan durumlarına göre en iyi eğitimi mutlaka alması gerektiğini düşünüyor. Vakıf üniversite sayısının artması ve bu konudaki rekabetin üst boyutlara taşınması ile birlikte bundan 10 yıl kadar önce çok üzerinde durulmayan tanıtım faaliyetleri bir çok üniversite için hayati önem taşımaya başladı. Üniversiteler bu süreç içerisinde belli başlı içerikleri tanıtmaya ve anlatmaya çalışıyorlar. Bunların arasında;

- Burs imkanları
- Yurt imkanları
- Sosyal imkanlar
- Öğretim Elemanlarının kalitesi
- Kampüs olanakları
- Uluslararası bağlantılar

gibi faktörler bulunuyor. Üniversiteler özellikle son 3 yıl içerisinde tercih dönemimde sosyal medyayı aktif olarak kullanmaya başladı. Öğrencilerin kafalarındaki hemen bütün sorulara canlı ve çevrimiçi cevaplar veriliyor, etkileşim artık günlerle değil saniyelerle olacak duruma geliyor. Bir çok üniversitede sadece tercih dönemi için ayrıca bir sosyal medya stratejisi belirleniyor. Bu sene şöyle bir baktığımız zaman üniversitelerin öğrencilere ulaştığı kanallar ve ulaşma şekilleri aşağı yukarı şu şekilde gerçekleşiyor,

Facebook: Beğeni sayfası, üniversite imkanları ile ilgili ağırlıklı olarak fotoğraflar, üniversite fiziksel olanakları tanıtım videoları, başarılı mezun profilleri, üniversitenin ulusal ve uluslararası başarılarının anlatıldığı haberler ve bültenler, öğrenci klüpleri ve etkinlikleri

Twitter: Paylaşılan anlık etkileşim fotoğrafları, üniversite ile ilgili başarı hikayeleri, üniversitenin daha önce kazandığı başarılar ve bununla ilgili haberler

Youtube: Üniversitenin genel tanıtım videosu, bölüm tanıtım videoları, sosyal imkanları ile ilgili videolar, tercih dönemi için viral bir video, öğretim elemanları ve öğrencilerin etkinlik videoları

Linkedin: Üniversite kurum hedefleri, üniversite tanıtım kataloğu, mezunların başarıları, akademik başarılar

Instagram: Üniversite içerisinde çekilen manzara fotoğrafları, öğrencilerin çektiği fotoğraflar, etkinlik görüntüleri, ünlü isimlerin üniversiteyi ziyaret fotoğrafları, öğrenci klüplerinin başarılı etkinlik görüntüleri

Bu yazılanların elbette fazlasını yapan üniversiteler mevcut ancak genel profil olarak ulaşma kanalları bu şekilde gerçekleşiyor. Ancak bu şekilde öğrenciye ulaşım ne kadar etkili oluyor? Etkileşimi arttıran başka yollar olabilir mi? Kendi gözlemlerime dayaranak gözden kaçabilecek bazı durumları belirtmek istedim:

1) Sosyal medya iletişimi yoğunluğunun bütün seneye yayılmaması: Üniversitelerin tercih dönemlerinde çok yoğun sosyal medya kullanması anlaşılır bir strateji ancak bu yoğunluğu hiç düşürmeden bütün döneme yaymak çok daha etkili bir strateji olabilir. Sonuçta temmuz ayında verilen mesaj sayısı, mesaj yoğunluğu ve bilgi karmaşası çok daha fazla olabiliyor. Bu sonuç olarak mesajın etkinliğini düşürüp ulaşma maliyetlerini arttırıyor.

2) Sosyal medyada ‘gençleri anlıyoruz onlar gibiyiz’ bakış açısının yaygın olması: Üniversiteler 17 yaşında bir öğrencinin ve ailesinin psikolojisini göz önüne alarak onların davranış şekilleri ile kendilerini ifade etmeye çalışıyorlar. Tabi bu çoğu zaman oldukça ilginç durumların ortaya çıkmasına sebep olabiliyor. Kampüste selfie çeken öğrencilere ödül veren üniversiteler, öğrencileri ile birlikte çimlerde dans eden akademisyenler, kampüste özgürce atlayıp zıplayan çatılara çıkan öğrenciler gibi. Empati kurmak iletişimin en temel kurallarından bir tanesidir ancak her üniversite bunu yaparken kendi örgüt ikliminide düşünerek hareket etmesi gerekiyor. Her üniversite insanların zihninde nasıl konumlanmak istediğine karar verip oluşturmak istediği iklim ile kendini ifade ederse çok daha samimi tanıtımlar yapabilirler.

3) Akademik başarıların sadece sıralamalar ile ifade edilmesi: Üniversiteler tercih dönemlerinde bolca ulusal ya da uluslararası derecelendirme kuruluşlarının yaptığı akreditasyonlardaki sıralama ile övünerek kendilerini ifade ederler. Sıralama vermek zihinde çok daha kolay kalabilmeyi sağlamaktadır. Yani biz şu eğitimleri çok iyi veriyoruz demek yerine bu eğitimlerde X kuruluşunun yaptığı değerlendirmede 2. olduk demek daha net bir ifade olmaktadır. Ancak o kadar çok derecelendirme yapan kurum ve kuruluş ortaya çıkmıştırki her üniversite mutlaka bir şeyde ya 1. ya da 2. olmaktadır hatta yeni kurulan üniversiteler bile bazı derecelendirmelerde yukarıda olduğunu ifade etmektedir. Eğitimin ve eğitmenin kalitesini ifade etmek sadece akademik ünvanlar veya bu tür derecelendirmeler ile değil eğitim deneyimin nasıl olduğunu bütün sene boyunca ulaşılabilir hale getirmekle çok daha etkili olabilir. Amerika’da ve Avrupa’da bir çok iyi üniversite ders ortamını, derslerini ve bütün dönem programlarını dünyaya açarak derslerdeki deneyimleri paylaşıyorlar. Bu tür bir program yapma sıralama ve derecelendirme sonuçlarından çok daha etkili olabilir.

 

Sosyal Medya Artık “Sanal Dünya” Değildir. Neden mi?

Bu yazı ICT Media Dergisinin Aralık 2013 Sayısında yayınlanmıştır. 

image credits: http://allthingsd.com/files/2011/10/Coffee-Power-Workclub-Workers-380×254.png

Sosyal medya hayatımıza 2007 yılında ilk olarak Facebook ile girmeye başladı. Önceleri evimizdeki bilgisayarımızda akşamları bağlanarak o anki ne yaptığımızı paylaştığımız sosyal mecra; internet hızının artması, mobil cihazların ortaya çıkması ile artık hayatımızın bir uzantısı haline geldi. Nerede olduğumuzun bir önemi olmadan o anla ilgili paylaşım yapmamız artık çok kolay ve maliyetsiz hale geldi. Eskiden gerçek hayatımızı etkileyen şeyleri sosyal mecralar yolu ile paylaşırken artık sosyal mecralarda paylaştığımız şeyler gerçek hayatımızı etkilemeye başladı. Sosyal medya ile ilgili tartışmalar ve eğitimlerde genellikle bu mecra “dijital ortam” olarak nitelendiriliyor. Bu belki bu işin ilk başladığı zamanlar için söylenebilirdi ancak geldiğimiz noktada artık sosyal medyanın bir “dijital ortam” ya da “sanal dünya” değil tam tersine hayatımızın en önemli faktörlerinden bir tanesi olduğu söylenebilir. Peki nasıl oldu da bu noktaya geldik?

1990 – 2000 yıllarında internetin hayatımıza yeni girmeye başladığı zamanlarda bilgisayarlarımız üzerine dantel koyduğumuz ve evimizin bir köşesinde duran mobilyalar gibiydi. O zamanlar bankalarda işinizi halletmek için bizzat kendiniz gitmek zorundaydınız. Çiçek ve yemek siparişlerinizi telefon yoluyla veriyordunuz. Sosyal mecra kavramı yoktu sadece sosyal anlamda iletişim kurulan internete bağlı ICQ ve MSN messenger gibi platformlar vardı. Bu platformlardaki çoğu kişi kendi gerçek kimliğini kullanmıyordu ve kullanmakta istemiyordu. Internet üzerinde sosyalleşmekten ya da paylaşımlardan bahsetmek için hiç bir ortam yoktu. Paylaşımlar sadece kişiler arasında oluyordu.

2000 -2007 yıllarında internet kullanımının 5 katına çıkması, internet hızının 10 kattan fazla hızlanması ve kablosuz bağlantıların ortaya çıkması ile artık diz üstü bilgisayarlar kafelerde ve açık alanlarda görülmeye başlandı. Kablosuz bağlantı teknolojileri ile artık fotoğrafları bilgisayar ortamına aktarmak daha kolay hale geldi. Bu durumda insanlar fotoğraflarını göndermek ve paylaşmak için uygulamalar edinmeye ve bilgisayalarını bunun için kullanmaya başladılar. Sosyal mecralar; bloglar, facebook, myspace ve twitter gibi araçlarla yavaşça ancak artan bir hızda genişlemeye başladı. İnsanlar yaşadıkları deneyimleri eve gidince internet üzerinden paylaşmaya başladılar.

2007-2013 yıllarında mobil cihaz kullanımındaki inanılmaz hızlı yükseliş, sosyal mecraları da bambaşka bir düzeye taşıdı. artan mobil internet hızı ile birlikte artık insanlar nerdeyse bütün ihtiyaçlarını mobil cihazlar üzerinden görmeye başladılar. Kurumlarda bunlarla ilgili uygulamalar geliştirmeye başladı. Artık sosyal mecra her an her saniye yanımızda olmaya başladı. Bir kazayı, bir konseri, unutulmaz bir anı resmen anlık olarak paylaşmaya başladık. Günlük ve anlık iletişimlerimizin nerdeyse tamamı sosyal mecralar yoluyla yapılmaya başlandı. Toplu oturduğunuz yerlerde bolca mail gelme sesi, facebook iletileri ve whatsapp sesleri duymaya başladık. Nerdeyse yüzyüze iletişimden çok daha fazla sosyal mecralar üzerinden iletişim sağlanmaya başlandı. Bundan 15 yıl öncesine göre en büyük değişim ise insanların artık bizzat kendi istekleri ile isimlerini, yerlerini ve yaptıklarını paylaşmaları oldu.

Son gelinen noktada sosyal mecralar artık kesinlikle “sanal dünya” ayrımından kurtulmuş gözüküyor. Sosyal mecralara artık böyle bakmamız gerekiyor. Bunun sebeplerini özetlersem:

1) Sosyal mecralar, bir mecradan önce sosyal platformlardır.
2) Etkileşimi sağlayan şey yazılımlar değil insan iletişimidir. Yazılımlar sadece etkileşimi kolaylaştırmaktadır.
3) Her sosyal mecra gerçek hayattaki ayrı bir ihtiyaca cevap vermektedir.
4) Sosyal mecralar aslında bilgisayar ve insanlar arasındaki ilişkiyide göz önüne aldığından dijital ekosistem ve dijital vatandaşlık kavramları önem kazanmıştır.
5) Sosyal mecralar artık paylaşımdan öte kendini ifade etme ve geri bildirim alma yeridir.

Sonuç olarak sosyal mecraların değişen paradigması yazılımlarla değil, iletişimin değişen paradigması ile alakalıdır. Değişen iletişim paradigması ve araçların ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

İlerlemenizi Engelleyen 7 Bilişim Alışkanlığı

Bu yazı ICT Media dergisi Kasım sayısında yayınlanmıştır. 

image from: http://workwithdavidwood.com/wp-content/uploads/2013/05/habits.jpg

Bilişimin hayatımızın her alanına işlerimizden ilişkilerimize kadar girdiğini artık bilmeyen kalmadı. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanların sabah kalktığında akıllı telefonuna bakması ile başlayan süreç, gün içinde bolca eposta denetleme, facebookda vakit geçirme, haberleri okuma, o çok acil olan dosyayı ilgiliye gönderme ve gece geç saatlere kadar ilginç tweetleri okuyarak devam ediyor. Bütün bunların hayatımızı kolaylaştırdığı ve paylaşılan bilgiyi arttırdığı kesin, ancak her güzel şey gibi bu da yanında bazı maliyetlerle geliyor. Bilişim alışkanlıklarımızdan hangileri bizleri ileri götürmek yerine yerimizde saymamızı ya da geriye gitmemizi sağlıyor. Benim tespitlerim şöyle:
1) Hiç bir zaman aramayacağınız ve sizi de aramayacak olan insanların telefon numaralarını tutmak. Telefon rehberinizde 3000 kişi var. Kaçını sürekli arıyorsunuz? Kaçını bazen arıyorsunuz? Kaçını hiç aramıyorsunuz ve onlarında sizi arama ihtimali olmuyor. Araştırmalar telefon rehberimizdeki kişilerin sadece %5′i ile bir şekilde bağlantıda olduğumuzu söylüyor. Rehberimde dursun ne olacak demek yerine bu tür bilgilerin bir şekilde zihninizde de yer ettiğini unutmayın.
2) Sizi sinirlendiren ve rahatsız olmanızı sağlayan mesajları geriye doğru gidererek tekrar okumak. Artık iletişimin önemli bir kısmı yazılı olarak yapılıyor. Bu da yazdığımız şeylerin tarihini görebilmemizi sağlıyor. Geçen sene facebooktan doğum gününü kutladığınız arkadaşınız, tekrar kutlamaya kalktığınızda bir baktınız o sizin ki ni kutlamamış hatta size cevap bile vermemiş. Bu basit ayrıntı bile gününüzün bir kısmını problemli geçirmenizi sağlayabilir. Hatırlamanız gereken bir görüşme ya da telefon dışında bu tür şeyleri geriye dönük incelememek daha verimli olacaktır.
3) Size satış hakkında bir sürü eposta gönderen sitelere üye olmak. Sadece merak ettiğinizden ya da belki buradan güzel bir fırsat gelir bunu da kaçırmayım diyerek üye olduğunuz o sitelerden size sürekli epostalar geliyor. Sizde sürekli olarak telefonunuza bakıyorsunuz. Dikkatiniz dağılıyor. Bir dahaki eposta geldiğinde eğer sizinle çok alakası yoksa durmayın hemen üyelikten ayrılın.
4) Çok daha az özellik işinizi görürken teknolojik cihazların her zaman en güncelini almak. Yine araştırmalara göre aldığımız akıllı cihazların özelliklerinin sadece %25′ini kullanıyoruz. Almışken bu da olsun, bu da varmış yaklaşımı hem maddi hem de manevi olarak geriye götürebilir. Bir cihaz alacağınız zaman sizin için en önemli şeyin ne olduğunu iyi düşünün. Fotoğraf çekmekse sadece bu konuda gelişmiş bir cihaz alabilirsiniz. Eposta almak ve onları cevaplamaksa daha basit bir cihaz ihtiyacınız olabilir.
5) Aslında bir kaç dakika harcayarak toparlayacağınız işlerinizi her sabah bir kafede toparlamaya çalışmak. Büyük şehirlerde ofis artık hepimizin yanında olmaya başladı. Bir kafeye oturup ücretsiz internet bağlantısı ile epostalarınızı kontrol edebilir, teklif yazabilir, yazılarınızı düzenleyebilirsiniz. Bu tür bir şeyin zararı yok. Hem yer değiştirmiş oluyorsunuz hem de belki de bu şekilde daha kolay odaklanıyorsunuz. (Bu yazıyı bende bir kafede yazıyorum). Ancak günlük planlamanızı sürekli olarak bu şekilde yapmanız sizi geriye götürecektir. Bunu her gün bir alışkanlık haline getirdiğinizde size onlarca saat ve yüzlerce TL’ye malolacaktır.
6) Sosyal medyada kişilerin iş, ilişki durumu güncellemelerini sürekli olarak kontrol etmek. O pek haz almadığınız arkadaşınız çok güzel biri ile evlenmiş. Okulda sizden çok daha az başarılı olan sınıf arkadaşınız iş yerine yükselme almış. Siz yoğun çalışırken her yerde gezen ve sizden çok daha fazla kazandığını düşündüğünüz arkadaşlarınız her yerden fotoğraflar paylaşıyor. Sosyal medyaya bu şekilde baktığınızda bütün dünya size karşıymış gibi gözükebilir. Sosyal medyada olduğunuz saatleri belli zamanlar ile sınırlandırmalısınız. Ayrıca sürekli olarak arkadaşlarınızın ne yaptığına ayrıntılı bir şekilde bakmak gün içinde verimliliğinizi çok düşürebilir.
7) Bir iş sırasında ya da herhangi bir deneyimi yaşarken aşırı paylaşım yapmak. Bir arkadaşım gittiği bir konferans için 357 fotoğraf paylaşmıştı. Her fotoğraf için 1 dakika harcasa o konferans hiç yaşanmamış gibi olacaktır. Kendisine gittiği konferansta neler öğrendiğini sorduğumda başlığı dışında sağlıklı bir cevap veremedi. Sürekli olarak paylaşım yapmak zorunda değilsiniz. Araba kullanırken gelen mesaja sonra cevap verebilir, vapurdaki o güzel manzarayı fotoğraf çekip paylaşmadan da izleyebilirsiniz. Bırakın gittiğiniz tatil, yaptığınız o güzel kahvaltı sizde daha çok deneyimleri ile kalsın. Sürekli olarak paylaşım yapma isteği hem sizin diğer insanlarla olan iletişiminizi olumlsuz yönde etkileyecek hem de bazı durumlarda size zarar verebilecektir.

Sosyal Medyada Yapmamanız Gereken 7 Şey

 *Bu yazı ICT Media dergisinin Eylül 2013 sayısında yayınlanmıştır. 

Image link: http://www.insider-trends.com/wp-content/uploads/2012/04/Fotolia_19046814_XS.jpg

Gezi olaylarından önce daha çok yemek ve arkadaş fotoğrafları paylaşılan ve var olan haberlerin takip edildiği, ayrıca TV ile birlikte düşünceleri belirtmek için bir soru ve tepki aracı olarak kullanılan sosyal mecralar, olaylardan sonra dünyada uzunca bir zamandır var olan önemini Türkiye’de de kazanmış oldu. Sosyal medyada farkındalık artışı markalarında uzunca bir süredir gündeminde. Artık yapılan her kampanya ve tanıtımın bir sosyal medya ayağı var. Ancak bu dikkatli kullanılması gereken bir araç keza yanlış bilgilendirme, yanlış yönlendirme ve tepkilerin çok hızlı yayılmasını rahatlıkla sağlayabiliyor. Sosyal medyayı daha etkili kullanabilmek ufak tefek bazı önlemler almak gerekiyor. Bu hataları yapmamaya çalışın

1) Adresi belli olmayan duygusal paylaşımlar: Eğer kendinize ait ve sadece çok yakın arkadaşlarınız olduğu bir hesabınız varsa, duygusal paylaşımlar çok problem yaratmaz. Ancak bir çoğumuzun sosyal medya hesaplarında yakın olmadığı ya da bir iş ya da profesyonel bağlantıları var. Bu yüzden muğlak, tam olarak adresi belli olmayan tepki dolu paylaşımlar sizin konumlandırmanıza zarar verebilir.

2) Küfür, Hakaret ve Ağır Sözlü Paylaşımlar: Bu tür paylaşımlar listenizdeki insanları ya da takipçilerinizi bölebilir, yeni kavgalar başlatabilir. Ayrıca kariyeriniz ve arkadaşlık ilişkileriniz adına tepkileriniz geçtiğinde yine konumlandırmanız açısından güvensizlik yaratabilir.

3) Aynı paylaşımı kısa aralıklarla sürekli olarak yapmak: Hem kurumlar hem de bireyler bu hatayı çok yapıyorlar. Hayatınızda önemli bir şey olabilir ya da kurum olarak önemli bir kampanya yapıyor olabilirsiniz. Ancak birebir aynı olan içeriği sürekli olarak paylaşmak yerine içeriği farklı boyutları ile anlatmak çok daha doğru olacaktır. Örneğin bir fotoğraf paylaşmışsanız daha sonrasında bir video ya da bir blog yazısı paylaşabilirsiniz.

4) Doğrulunu tam olarak bilmediğiniz bilgi paylaşmak : Doğruluğu tam olarak bilmek oldukça zor. Ancak yine de en azından google dan haberle ya da bilgiyle alakalı kısa bir araştırma yapmanız mümkündür. Böylece daha güvenilir kaynaklara ulaşıp bilginizi doğrulayabilirsiniz. Dezenformasyon sizi takip edenlerin güvenini düşürecek ve etkinizi azaltacaktır.

5) Tek tip paylaşımlar yapmak: Bazı sosyal medya hesaplarında; sadece fotoğraf, sadece yazı, sadece blog yazısı, sadece video, sadece muzik paylaşılabiliyor. Aslında artık bunları tekil olarak paylaşmak için çok başarılı mecralar var. Örneğin sadece fotoğraf paylaşmayı seviyorsanız, instagram, yazılar için tumblr, müzikler için soundcloud ya da last.fm i tercih edebilirsiniz. Özellikle facebookta sadece fotoğraf paylaşmak bir süre sonra sizi takip edenler aynı şekilde paylaşım görünce dikkatleri başka paylaşımlara gidebilir. Bu yüzden facebook ve twitterdaki paylaşımlarınızı içerik ve şekil açısından zengin tutmalısınız. Bununla birlikte daha iş dünyasına yönelik paylaşımlarınızı linkedin’de yapabilirsiniz.

6) Kişisel hesaplarla kurumsal hesapları birbirine çok fazla karıştırmayın: Çalıştığınız kurumu, girişiminizi elbette tanıtmak ve göstermek isterseniz bu çok doğaldır. Ancak kişisel hesabınız bir süre sonra sadece girişiminizi ya da kurumunuzu tanıtır duruma gelirse bu hem kişisel konumlandırmanıza hem de markanıza zarar verecektir.

7) Sayfa ile grubu birbirine karıştırmayın: Bir organizasyon, bir girişim ya da bir kurum için sayfa açmak özellikle facebookta sayfa açmak isteyebilirsiniz. Ancak çoğu zaman yapılan hata sayfa ile grubun birbirine karıştırılması oluyor. Grup açtığınız zaman açık ya da kapalı olarak insanların davet ederseniz ve gruba dahil olurlar. Gruplar daha çok bir şeyin üzerine tartışmak için ya da belli kişilerin sürekli olarak haberleşmesi için kullanılır. Ancak eğer bir ürün ya da hizmet tanıtıyorsanız mutlaka bir sayfa açmanız gerekir. Sayfalara dahil olabilmek için sadece beğenmek yeterlidir. Sayfayı kaç kişinin beğendiği, kaç kişinin hangi paylaşımları okuduğunu, ne zaman okudunduğu gibi bir çok istatistiği görebilirsiniz. Kısaca bir ürün veya hizmeti sayfa ile, bir organizasyonu ise grupla kontrol etmenizi öneriyorum.