Etiket arşivi: girişimcilik

Bir Koro Bana Takım Çalışması ve Öz Disiplin Hakkında Neler Öğretti?

11091472_10206660691620623_3110389252091156489_n
1 seneyi aşkın bir süredir Gramofon Sanat merkezinin A capella (Türkçe: Eşliksiz – orkestra olmadan sadece insan sesiyle) korosunda bulunuyorum. Koroda amatör olarak çalışıyoruz. Bir kaç arkadaşımız dışında kimsenin direkt olarak müzik ile bağlantılı teknik bir altyapısı bulunmuyor. Neredeyse her yerden, her iş türünden insan koroda var; öğrenciler, öğretim görevlileri, beyaz yakalı çalışanlar, eğitmenler…
Haftada 2 kez çalışmalarımızı yaparken şefimiz Türker Barmanbek bize aslında öz disiplini öğretmeye çalışıyor. Arada sırada tabi ki azarda yediğimiz oluyor :)
Onun haklı uyarılarını şöyle oturup bir düşündüğümde aslında girişimcilik için çok değerli şeyleri korodaki çalışmalar sırasında öğrendiğimi farkettim. Şimdi size şefin yaptığı uyarılar ile bunun takım olma ve iş geliştirmeye nasıl uygulanabileceğini anlatmak istiyorum:
Şefin uyarısı: “Birbirinizi dinleyin! Sesinizin bir çıkması ve öyle tınlaması gerekiyor!”
Takım çalışması için önemi: Eğer bir çıktıya ya da bir hedefe takım olarak ulaşmanız gerekiyorsa herkesin birbirini dinlemesi ve ona göre farklılıklar olsada sonucunda aynı yolda ilerlemesi çok faydalı olacaktır. Elbette koroda da farklı ses rengi olanlar var ama aynı tınıyı birbirimizi dinlediğimiz zaman çıkarabiliyoruz ve tek olduğundan çok daha güçlü oluyor.
Şefin uyarısı: “Taylan koşmaaa!” (besteyi söylerken daha hızlı ya da daha yavaş söyleyenlere yapılan uyarı) :)
Takım çalışması için önemi: İşlerimizi büyütmeye çalışırken bizimle birlikte hareket edenleri mümkün olduğunca senkronize etmek gerekebilir. Bazı takım arkadaşları bir an önce işlerin bitmesini isterken, diğerleri de herşeyin en iyi şekilde bir kerede hallolması gerektiği bu yüzden daha yavaş olunması gerektiği ilüzyonuna kapılabilirler. Ben şahsen pratik ve hızlı hareket etmeyi seven biriyim ama bu yüzden hata yapma oranınında çok çıktığını görebiliyorum. Takımda bu durumu dengeleyen birinin olması çok daha sağlıklı ilerlememizi sağlayabilir.
Şefin uyarısı: – Prova biterken bütün koristler toplanır ve çıkmaya hazırlanır ve şef: “Durun bahar türküsünü söylüyoruz, ses veriyorum!”
Takım çalışması için önemi: Eğer işiniz ile ilgili hazırlıklı olursanız çıkabilecek her krize ya da oluşabilecek her duruma hazırlıklı olursunuz. Bir koro provasının iyi geçmesini anlamanın yolu çıkışta bu tür bir deney yapmaksa bu tür bir çalışma her türlü girişimde ve takım çalışmasında da yapılabilir.
Şefin uyarısı : “Çekme” ya da “düşme” (Bir beste söylenirken başlangıçtaki notası ile devam ederkenki notası arasında fark oluşabiliyor. Bu durumda yapılan uyarıdır) 
Takım çalışması için önemi: Heyecanla başladığınız bir işi sebat ile devam ettirmelisiniz. Tonu düşürdüğünüz anda diğer herkes düşmeye başlayacaktır.
Şefin uyarısı: “Konser günü bütün gün koro birlikte içecek, birlikte yiyecek, birlikte gülecek birlikte ağlayacak” 
Takım çalışması için  önemi: Eğer ekiple birlikte bir hedefe doğru ilerliyorsanız, ekibin daha çok zaman geçirmesi aralarındaki bağların kuvvetlenmesini sağlayabilir. Bunu her zaman yapamasanız bile performans gösterecekleri günlere yakın günlerde mutlaka denemelisiniz.
Daha önce de yine koronun bana liderlik üzerine nasıl ilham verdiği üzerine bir yazı yazmıştım. Buradan ulaşabilirsiniz.

Girişimcilerin Başarılı Olması İçin Geçmeleri Gereken 5 Aşama

Bu yazı ICT media dergisi Aralık sayısında yayınlanmıştır.

image credits: http://www.theemotionmachine.com/wp-content/uploads/success-environment.jpg

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde yaklaşık olarak 3 aydır “Uygulamalı Girişimcilik ve İnovasyon Yönetimi” dersini veriyorum. Girişimciliğin sadece uygulamada değil, zihin yapısının doğru anlaşıldığı takdirde ülke ekonomisine çok büyük katkı vereceğine inanıyorum. Yani dersi hadi bakalım gençler iş kursun diye vermiyoruz. Dersi öğrencilere girişimci zihin yapısını doğru şekilde aktarmak, bir problemi belirleyip buna fikir üretip daha sonrasında bunu nasıl alınabilir bir ürüne çevirebilecekleri konusunda egzersizlerle yardımcı oluyoruz. Bu dersin temeli aslında girişimci zihin yapısının 5 aşamasına dayanıyor:

1) Sorumluluk al
2) Harekete geç
3) Başarısız ol
4) Öğren
5) Geliştir

Bu 5 aşama sırasıyla değerlendirildiğinde bana göre Türkiye’de çok önemli bir eksiğe de işaret ediyor. 100’den fazla girişim 70’den fazla firma ile birebir yaptığım çalışmalarda her zaman herkesin niyetlerinin son derece iyi olduğunu, çalışmaya hazır olduğunu hatta bunun için elinden geleni yaptığını ancak çoğu zaman başarısız olunduğunu gördüm. Bunun en büyük sebebinin yukarıda bahsettiğim zihin yapısı aşamalarının doğru anlaşılmamasından ileri geldiğini düşünüyorum. Bunları kısaca inceleyecek olursak:

Sorumluluk al: Eğer herhangi bir konuda ilerleme kaydetmek ve sonuca varmak istiyorsak ilk yapmamız gereken yaklaşımla ilgili olan sorumluluk almadır. Aslında bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz; Bir arkadaşınıza yemeğe gittiniz 10 kişilik kalabalık bir grupsunuz, etrafın toplanması ve bulaşıkların yıkanması gerekiyor. Böyle durumlarda genellikle herkes sorumluluğu birbirine atıp evden ayrıldığı için bütün iş bir kişinin üzerine yükleniyor. Bu tipik durumu hem iş aleminde hem de girişimlerde çok fazla gördüm. Önce bir yaklaşım olarak durumu kavramalı bir sorumluluğu almalıyız. Eğer yapılacak şey kendimizle ilgili ise mutlaka bunun bir parçasından tutacak sorumluluğu hissetmeliyiz.

Harekete geç: Sorumluluğu hissetmek hiç bir işi sonuçlandırmaya yetmiyor. Birinin kalkıp ilk tabağı mutfağa götürmesi gerekiyor. Yani istediğimiz kadar sorumluluk alıp zihnimizde planlama yapabiliriz ancak ilk adımı atmadığımız sürece zamanla üzerimizde oluşan duygusal yük bir hareket etmemizi güçleştirecektir.

Başarısız ol: Kültürümüzde en zor kabul edilen olgulardan bir tanesi başarısızlıktır. Halbuki sadece girişimciliğin değil herşeyin özünde başarısızlık vardır. Büyük şair ve düşünce adamı Atilla İlhan ünlü şiiri “Ayrılık Sevdaya Dair”’de ayrılığın acı olduğunu ancak bununda aslında sevmenin yani o sürecin içinde olduğunu anlatmıştır. Başarısızlıkta girişimcilik gibi bir çok sürecin temelinde yatan ve özünde olan bir olgudur.

Öğren: Sürekli olarak başarısız olup, etrafımızda kontrolümüz altında olmayan, herkese, herşeye tepki gösterebiliriz. Başarısızlığımızın sebeplerini dışarda arayarak kendimize bahaneler üretebiliriz. Bu tür bir sorumluluğu dışarı atfetmek yerine durumu iyi analiz edip nelerin eksik olduğunu anlamak ve bunları nasıl düzelteceğimiz üzerine düşünmek, düşündüklerimizi kağıda dökmek bizi başarısız olsak bile hiç zaman kaybetmeden tekrar işimizi yolumuza koymamızı sağlayacaktır.

Geliştir: Öğrenmek tek başına oldukça rahatlatıcı olabilir. Ancak öğrenmenin verdiği rahatlığa kapılarak işimizi geliştirecek uygulamaları yapmazsak ve onu bir adım ileri götürmezsek bundan önceki 4 aşamada boşa gidecektir. Olduğumuz yerden bir adım daha ileride olmanın yolu öğrenilenlerin uygulanmasından geçmektedir.

Türkiye’de Silikon Vadisine Gerek Var mı?

Bu yazı ICT MEDIA dergisinin Nisan 2014 sayısında yer almıştır

image

20-22 Şubat 2014 tarihlerinde 3. kez katıldığım Etohum tarafından düzenlenen Startup Turkey etkinliğinde sevgili Serdar Kuzuloğlu’nun Silikon Vadisi hakkında söylediği kısa ama öz şeyler yıllardır söylemeye çalıştığımız zihin yapısını çok doğru şekilde özetledi. Kuzuloğlu, Silikon Vadisinin olduğu duruma gelmesinin oldukça uzun zaman aldığını ve ABD’ninde bunu başka yerlerde oluşturmak için ne kadar çaba sarf ettiyse başarısız olduğunu ifade etti. Ayrıca San Francisco halkının Silikon Vadisi’nden kaynaklı artan ev kiraları yüzünden teknoloji şirketlerinin servis arabalarını taşladıklarından ve tepki verdiklerinden de bahsetti.

Türkiye’de girişimcilik ekosistemindeki ürünler, etkinlikler ve organizasyonlar genellikle klonlara dayanıyor. En başarılı girişimlerimiz, en organize etkinliklerimiz ya da en ön plandaki kuruluşlarımızın genellikle ABD ya da Avrupa tabanlı oluşumlardan ilham aldığını söylemem sanırım yanlış olmaz. Aynı zihin yapısının Türkiye’de de İstanbul’da ne yapılıyorsa onun klonunu alma şeklinde yapılmaya çalışıldığını da kendi gözlemlerime dayanarak yapıldığını söylemem yanlış olmaz. Yazdıklarımın yanlış anlaşılmaması adına başarılı uygulamaların Türkiye’de klonlanmasına kesinlikle karşı değilim. Hatta ekosistemin hızlı gelişimi ve öğrenme etkisinin artması için bu tür şeylerin olması gerektiğini savunan biriyim. Savunmaktan öte İzmir’de bu tür uygulamaları yapan bütün oluşumlara destek vermeye çalışıyorum. Ancak bir takım oluşumlardan ilham alıp geliştirmek başka bir şey, aynı şekilde kopyalanıp aynı sonuçların alınmasını istemek çok başka bir şey.

Peki bir çok üniversitenin, kamu kurumunun, yatırımcıların düştüğü bu zihin tuzakları neler? Kısaca bunlardan bahsetmekte fayda var:

1) “İstihdam yaratıyoruz” tuzağı:

Girişimilerin öncellikli hedefi istihdam yaratmak olmamalı. İstihdam sağlıklı büyüyen, beğenilen bir girişimin doğal sonucu olmalıdır. Ancak okul çağlarımızda ders geçmek için ders çalışan bir zihin yapısından bunu beklemek şimdilik çok da doğru olmayabilir. Girişimlerin temel hedefi bir problemi çözmek, bir hayali gerçekleştirmektir. Bunun kendi içindeki heyecanı, hataları ve doğruları ile süreci ilerletir. Bu sürecin doğal sonucu istihdam olarak ortaya çıkar. Ancak politika yapıcılar ve uzmanlar doğrudan istihdam yaratma yoluna giderlerse büyük bir hataya düşmüş olurlar.

2) “Vergi avantajları girişimcileri daha çok motive eder” tuzağı:

İlk bakışta gayet mantıklı gelmesine rağmen, yine yanlış odaklardan bahsediyoruz. Eğer böyle olsaydı Türkiye’nin devletin verdiği mali avantajlar açısından bir çok ülkeden daha iyi durumda olduğunu biliyoruz. Ancak bunun çıktılarını göremiyoruz. Yani iş vergi avantajlarını arttırmak, özel kanunlar çıkarmak ve daha başka yeni mali paketler getirmekle olmuyor. Vergi avantajları girişimlerin sadece avantaj olan bölgede kanuni şirket kuruluşunu yaparak oradaki yerleri boş bırakması anlamına geliyor. Türkiye’nin en popüler teknoparklarına gidin bir bakın, bir kaç başarılı örnek dışında çoğunda bir sürü bina olmasına rağmen boş olduğunu göreceksiniz, daha büyük şok ise madem boş dur burada bir girişimimizi değerlendirelim dediğinizde hiç bir yerin boş olmadığı süprizi ile karşılaşacaksınız. Yani teknopark gibi oluşumların çoğu dolu ama boş. Amaç iyi birer girişim yaratmak değil, vergi ve diğer avantajlardan daha çok faydalanmak şeklinde olmuş.

3) “Ucuz ofis ve altyapı sağlarsak girişimler artar” tuzağı:

Girişimilere yüksek hızlı internet bağlantısı, güzel bir ofis, iyi havalandırma, kahve çay yapan bir makine verilirse daha çok girişimin çekilebileceği düşüncesi yine mantıklı gözükmesine rağmen işin özünden çok uzaktadır. Ancak bu kadar fiziksel imkanlara çoğu ölü olan yatırımlar yapmak yerine, etkileşimi sağlayacak uzmanlar, yatırım yapacak yatırımcılar, müşteri bulacak CEO’lar, yönlendirme yapacak mentorlar ve herkesin bir araya gelmesini sağlayacak etkinliklere bütçe ayrılması çok daha doğru olacaktır.

4) “Yatırımcı organizasyonu kuralım, girişimciler yatırım alır” tuzağı:

Özellikle Türkiye’de girişimcilerin kendilerinin en çok belirttiği problem sermaye eksiği olduğu için mali yatırım ve yatırım desteklerine çok büyük önem veriliyor. O kadar çok önem veriliyor ki bunlar olduğu zaman harika girişimlerin ortaya çıkacağını ve dünya çapında Türkiye’nin yerinin değişeceğine inanıyoruz. Girişimler için sermaye desteği elbette büyük önem arz ediyor ancak yatırım yapacak olan bireyler ve kurumlar eskilerin sözü ile “babalarının hayrına” yatırım yapmıyorlar. Onlara birbirinden zeki ve tutkulu mühendisler, işini bilen tasarımcılar ve iş geliştiriciler sunmak, projeyi doğru şekilde yönlendirmek ve ticarileşmesine yardımcı olmayı sağlayacak bağlantıları oluşturmak çok daha büyük önem taşımaktadır.

Bilişim Girişimlerinde Baştan Kaybeden Proje Türleri

 

Image credits: http://www.socialsecurityinsider.com/wp-content/uploads/istock_000007981541xsmall.jpg

Yılda yaklaşık 300 kadar projeyi Embryonix’de dinleme fırsatı buluyoruz. Özellikle fikir sahiplerinin heyecanlı olması ekosistem açısından oldukça motive edici oluyor. Ancak dinlediğimiz projelerin çok önemli bir kısmında o şekilde devam edilirse bir yere varmayacak ve zaman kaybına sebep olan projelerde oluyor. Kısaca bunları açıklamanın zaman kaybetmeme açısından önemli olacağını düşünüyorum:

1) Kullanıcıya herhangi bir şeyle alakalı tavsiye sunacak uygulamalar: Bilişim projelerinde ilk sorguladığım proje tipi bunlar oluyor. Son 2 senedir o kadar çok “tavsiye” eden proje dinledim ki burada ilk sırada yazma ihtiyacı duydum. Bu projeler genellikle; girilen anahtar kelimelere göre mekan tavsiyesi, check-in yaptığı yerlere göre yemek tavsiyesi, beğendiği durumlara göre giysi tavsiyesi şeklinde uzayıp gidiyor. Burada sorduğum soru çok basit: “Tavsiye mimarisini neye göre oluşturacaksınız?” Gördüğünüz gibi bu tür uygulamalarda önemli olan yazılım değil. Artık yazılım bilmenin katma değeri çok düşük, önemli olan yazılımın arkasındaki mimariyi oluşturmak. Örnek vermek gerekirse benim gittiğim yerlere göre bana tavsiye yapacaksanız bunu neye dayandırarak yaptığınız önemlidir. 3 kere köfteciye gidince bana neden 1 kahve içilen yer önereceksiniz? Bu neye dayanacak(bunun üzerine bir deney ya da akademik bir araştırma var mı?) Kaç kere gitmem gerek? Hangi bölgelerde gidersem neye göre önereceksiniz? Gördüğünüz gibi facebook, google, twitter gibi devlerin milyonlarca dolar harcadığı şey aslen budur yazılım kısmı bundan çok sonra gelir.

2) Bir sektörü, belirli kişileri ya da organizasyonu bir araya getiren sosyal ağ kurmak: Nedense özellikle son 1 senedir “biz bir sosyal ağ kuracağız” denildiğinde biraz umutsuz gözlerle karşımdakilere bakmaya başlıyorum. Çünkü “sosyal ağ” olayını her şekli ile, her türlü ve her opsiyonla yerine getiren milyarlarca dolar değerinde şirketler var. Bundan ötesi bildiğiniz 6-7 sosyal mecra var ama dünya çağında bakıldığında 10 000′den fazla sosyal ağ uygulaması olduğunu görüyoruz. Bu yüzden artık sosyal ağ kurmak yerine sosyal ağların nereye doğru hareket ettiğini düşünerek onların alt yapılarından faydalanan uygulamalar geliştirmeye çalışmak daha akıllıca olur. Kimse 1 milyardan fazla üyesi olan bir sosyal ağ varken sizin kurduğunuz ağa dahil olma isteğinde olmaz.

3) Kullanıcı Tabanlı Veriye Bağlı Olan Uygulamalar: User-generated content diye isimlendirilen ve içeriği kullancıların sağladığı uygulamalar oldukça popüler hala geldi. Facebook, twitter, foursquare, instagram, pinterest gibi sosyal ağlarda içerik kullanıcılar tarafından sağlanıyor. İçerik sağlandıkça daha çok kullanıcı oluyor, daha çok kullanıcı daha çok içerik üretiyor. Buraya kadar gayet mantıklı ancak siz “Ben bir uygulama yapacağım, mekanları kullanıcılar girecek, puan verecek böylece insanlar ona göre gidecek” derseniz, size o ilk kullanıcıları nereden bulacağınızı sormak gerekir. Yani ilk kullanıcılarınızı nasıl elde edeceksiniz? Neden sizi seçsinler? Seçmeleri için geçerli bir sebebiniz var mı? Bu soruları çok net cevaplamadığını sürece kullanıcının içerik ürettiği uygulamalar maalesef başarısız olmaya mahkumdur. (mobil uygulamalarda bir kullanıcıya sadece uygulama indirtme maliyetinin kişi başı 3 TL-5TL, işlem yaptırma maliyetinin de yaklaşık 15-20 TL olduğunu unutmayın!)

4) İş Modeli Sadece Reklam Gösterme Geliri Üzerine Olan Uygulamalar: Yine dinlediğim bir çok projede güzel içerik sağlayan projeler var. Doğal olarak nereden para kazanacakları sorusunu soruyoruz. Ancak aldığımız cevap %90 reklamlardan şeklinde oluyor. Bunu söyleyen proje sahiplerinin reklam gelirleri, bunların nasıl ve hangi koşullarda elde edildiği ve ne zaman ödendiği konusunda çok fazla bilgisi olmadığını düşünüyorum. Youtube gibi dünyanın en büyük arama motorlarından bir tanesinde, başta yayınlanan reklam EN SONUNA kadar izlendiğinde 3 kuruş ile 5 kuruş arası bir geliriniz oluyor. Yani kullanıcı videonuzu açmadan çıkan reklamda, reklam atlaya basmadan sonuna kadar reklamı izleyecek ve her izlemeden çok düşük bir para kazancaksınız. Bu durumdan ancak milyonlarca hit alan özel sanatçı hesapları ve youtube fenomenleri faydalanabiliyor. Bu sadece basit bir örnekti. Eğer reklama dayalı bir iş modeliniz varsa burada nasıl ölçekleyeceğinizi(büyüteceğinizi) çok iyi düşünmeniz gerekir. Yoksa sadece bulundurma masraflarını ancak çıkaran ve vaktinizin önemli bir kısmını alan projeler elde etmiş olursunuz. Çok zamanınız ve para kazanma isteğiniz yoksa tabi ki bu yolda devam edebilirsiniz.