Etiket arşivi: girişimci

Web Tasarımı Artık Öldü Mü?

Web tasarımı ölüyor mu-
Özellikle 2000’li yılların başında başlayan ve o zamandan beri bir çok tasarımcı için önemli bir gelir kapısı olan web sayfası tasarımının artık sonuna doğru geliyoruz. Bundan 10 yıl önce oldukça zaman alan profesyonel yetenekler ve altyapı gerektiren web sayfaları artık neredeyse yapay zeka yazılımları tarafından yapılacak. 2000’li yılların başında özellikle Türk Ticaret Kanununda şirketlere web sitesi zorunluluğu getirilmesi, şirketlerin özellikle yurt dışındaki veya içindeki yeni pazarlara ulaşma isteği ve “bizim web sitemiz” var demenin verdiği marka gücü ile web sayfası tasarımı kendi başına büyük bir sektör haline gelmişti. Ancak artık bunun sonuna geliyoruz. Bunun anlamı web sayfası tasarımı yapanların  artık başka dijital ürünlere ve ekosistemlere doğru hareket etmesi gerektiğidir. Bu -son- un geleceğine dair Sergio Nouvel’in UX Magazine’de yayınlanan makalesinde çok ilginç çıkarımlar var:
1) Web sayfası şablonları iş görüyor: Eskiden hor görülen ve hatta tasarımcılar tarafından dalga geçilen şablonlar artık çok akıllı birer yazılım ve ara yüz haline geldiler. Internet üzerinde gördüğümüz sayfaların en az %70’ini şablonlar oluşturuyor. Zaten özellikle Türkiye’de yapılan sitelerin %100’e yakını şablonlar ile yapılıyor. Her ihtiyaca, her alt yapıya her yazılıma uygun şablon bulabiliyor ve düzenleyebiliyorsunuz. Ücretsiz video kursları neredeyse her dilde youtube üzerinden izlenebiliyor. Web sayfası açmak ve tasarım üzerinde değişiklik yapmak artık birkaç saat içinde tamamlanabiliyor. Web tasarımcıları zaten bu şablonlardan faydalanıyorlar.
2) Web teknolojileri artık belli bir olgunluğa ulaştı: Bundan 10-15 yıl önce neredeyse her sene yeni bir web teknolojisi ile tanışırdık. Standartlar sürekli olarak değişirdi. Bir yıl html diye duyduğumuz bir teknoloji bir sonraki sene flash oluyordu. Daha sonra php ve diğer yazılım dilleri geldi. Ödeme sistemleri sürekli değişikliğe uğradı.Web tasarımcınız o zamanlar “bu teknoloji kullanırsak şu olur, olmazsa bu olur” diyerek kullandığı belki de çok anlaşılmayan terimler artık ortadan kalkıyor. Ancak son yıllarda bu teknolojilerdeki değişim artık belli bir olgunluğa gelmiş gözüküyor. Her web sitesinin her cihazda çalışabilir durumda olması, sade ve ihtiyaca hızlı cevap vermesi şartları tasarımdan daha çok aranan kriterler oldu.
3) Otomasyon ve yapay zeka artık tasarım yapmaya başladı: Yapay zeka hiç şüphesiz daha önce yazdığım yazılarda belirttiğim gibi bundan sonraki 10 yılın önemli teknolojilerinden olacak. Yapay zeka, sürücüsüz arabalar, yemek tavsiyesi yapan uygulamalar, rengine ve daha önceki seçimlerine göre kıyafet öneren yazılımlara kadar bir çok alanda insanlara destek olacak gözüküyor. Son olarak koyduğunuz içeriğe, fotoğraflara ve istediğiniz web sitesi tarzına uygun olarak kendi kendine tasarımını yenileyen, ve yerleştirmeleri yapan teknolojiler ortaya çıkmaya başladı.
4) Facebook sayfaları yeni küçük işletme sayfaları oluyor: “Yapma Taylan Facebook sayfasından ticari işletme olur mu? Hiç profesyonel değil!” diyenleriniz olabilir. Ancak küçük işletmelerden bahsediyoruz. Profesyonellik ne demek? Ya da bu işletmeler için ne kadar profesyonelliğe gerek var? Ürünlerini rahat gösterecekleri, potansiyel müşteri ile etkileşim kuracakları, ayrıca bütün bunları ölçebilecekleri ücretsiz bir platform var. Üstelik bu platformda 1,3 milyar insan var. Sadece Türkiye’de 35 milyon kullanıcısı var. İstediğin zaman istediğin kadar bütçe ayırarak istediğin bir segmentte binlerce insana ulaşabiliyorsun. Neden ayrıca bir web sitesi daha yapılsın ki? Lütfen bunun üzerine bir düşünün.
5) Mobil, Web’i öldürmeye başladı: Çok sık kullanılan web sayfalarını düşünün. Artık hangisini mobil cihazınızdan direkt web sitesi tıklayarak açıyorsunuz? Dikkat ederseniz mobilden bir web sitesine girme oranı gittikçe düşmeye bununla birlikte sevdiğiniz web siteleri, uygulamalar ile daha hızlı erişim sunar hale geldi. Artık web sitesinden çok paylaşım, beğeni ve uygulama kullanımı daha çok önem kazanmaya başladı.
Bu yazıda kesinlikle tasarımcıların kapatıp gitmesinden bahsetmiyorum. Tam tersine tasarımcıların artık kullanıcı deneyimi, dijital ürünler, içerik tasarımı, veri görselleştirmesi gibi konularda çok daha fazla çalışmasının onlara eskisinden çok daha fazla gelir getireceği ve daha sürdürülebilir olduğu düşüncesindeyim.

Girişiminiz İçin Doğru Gelir Modelini Nasıl Seçebilirsiniz?

UM62EOZSRC
Bir girişim için herşeyin bir fikir ile başladığına katılıyorum. Fikir, yaşanan bir sorun ile veya ilham alarak ortaya çıkabiliyor. Fikirden sonraki aşama fikir ile çözümün birbiri ile uyumlu olması durumu oluyor. Yani çözdüğünüz sorun her neyse gerçekten insanların kullanacağı bir alternatif sunuyor mu? Eğer fikir çözüm uyumunu sağlarsanız bundan bir sonraki aşama ürün-pazar uyumu oluyor. Ortaya çıkaracağınız ürün çözüm sağlıyor ama yeteri kadar pazarı var mı? İnsanlar bunun için para ödemeye ve alışkanlıklarını değiştirmeye hazır mı? Bir girişimin bu anlamda son aşaması ise onu sürdürülebilir kılmak için ölçekleniyor olmasıdır. Projenize yaptığınız her 1 TL’lik yatırım ondan çok daha fazla kazancı size sağlıyor mu? Türkiye’deki girişimlerin önemli bir kısmı ölçekleme noktasında büyük problem yaşayabiliyor. Bir girişimci adayı yıllar önce bana benzin istasyonlarına takılacak ve markete girmeden arabanın yanında ödeme sağlayacak bir sistemden bahsetmişti. Burada sorun iyi belirlenmiş, çözüm uyumu olan ve düşük maliyetle benzin istasyonlarında dikkatini çekebilecek bir ürün oluşabilirdi. Ancak bu fikir maalesef ölçeklenebilir değildi. Türkiye’deki benzin istasyonların hepsine bile bu ürün satılsa gelirin devamı sağlanamayacağı için projenin sürdürülebilir olması oldukça riskli gözüküyordu.
İşte bu noktada bundan 10 yıl önce bize yabancı olan “gelir modeli” kavramından bahsetmek doğru olur. Uzun yıllardır hepimizin bildiği tek gelir modeli ürün ve hizmetlerin satılıyor olmasıdır. Ancak Son zamanlardaki önemli teknolojik yenilikler ve değişen tüketim alışkanlıkları gelir kazanmanın sadece bir yolunun değil başka yollarınında olabileceğini göstermiştir.
Gelir modeli kısaca; Bir işletmenin ürün ve hizmetlerinden nasıl gelir akışı sağlayacağıdır.Başarı ile uygulanan bir kaç gelir modelini örnek olarak vermek istiyorum. Girişiminizin ölçeklenip daha devamlı hale gelmesine katkı sağlayacağını umuyorum.
1) Ürün/Hizmet satışı: Yukarıda da bahsettiğim gibi en temel gelir modelidir. Eğer fiziksel bir ürün satıyorsanız,
- Farklı bir ürün üretiyor musunuz?
- Farklı ve yenilikçi bir tedarik sağlayabiliyor musunuz?
- Diğerlerinden daha uygun bir fiyata sahip misiniz?
Eğer dijital bir ürün satıyorsanız;
- İnsanların ödeme değer buldukları bir içerik sağlayabiliyor musunuz?
2) Grup ya da komünite erişimi: Kaliteli ve ulaşılması zor bir içeriğiniz varsa belli insanlardan bu içerik ve hizmet için para isteyebilirsiniz. Kurması kolay olmayan ancak düşük pazar potansiyeline rağmen yüksek getiri sağlayabilecek bir gelir modelidir.
3) Üyelik: Bir ürün veya hizmetin kullanımı için belli bir sürede yapılan taahüt anlaşması ve bunun sonucunda ödeme yapılmasıdır. Uydu kanalları ve GSM şebekeleri bunun en iyi örneklerini oluştururlar. Şüphesiz en karlı gelir modeli olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü bir kere sistemde üyelik alındığında düzgün bir gelir akışı sağlamaktadır. İki şekilde kullanılabilir:
a) Düz üyelik: Bir hizmet veya ürün için her dönem belli bir tutarın tahsil edilmesi durumudur.
b) Kullanıma bağlı üyelik: Kullanım durumuna göre ödenen tutarın arttığı üyelik türüdür.
4) Reklam alma: Türk girişimcileri tarafından en beğenilen ama karlılık açısından da en düşük olan gelir modellerinden bir tanesidir. Reklam tabanlı gelir modeli için günde en az 50 000 ziyareti olan bir platformunuz olması gerekmektedir. Eğer temil gelir kaleminiz reklam almaksa sürdürülebilir bir girişimin tek yolu bu istatistikler olmaktadır.
5) Hizmet için komisyon: Verilen bir hizmet için komisyon bedeli tahsil etmektir. Bu gelir modeli genellikle başarılı bir şekilde kurgulanmış dijital pazar alanları için geçerlidir. Yemeksepeti, gittigidiyor gibi girişimler ihtiyaç sahipleri ve satıcıları bir araya getirerek komisyon alırlar.
6) Pazar yeri uygulamaları: Yine alıcı ve satıcıların bir araya geldikleri ve kendilerini değerlendirdikleri güvene dayalı gelir modelidir. Pazar yerine dahil olmak isteyenlerden ücret talep edilmesi şeklinde gerçekleşir.
7) Gelir ortaklığı: Ticari içeriği olmayan bir web sitesinin ticari olan sitelere yönlendirme yaparak satış ve yönlendirme üzerinden tahsilat yaptığı gelir modelidir. İyi ve sürekli içerik oluşturan yüksek ziyaret alan platformların en çok kullandığı gelir modelidir.
8) Freemium: Önce bedava olarak verilen bir hizmetin belli bir kullanım ya da içerik artışından sonra ücretlendirilmesidir. Özellikle dijital dünyada en çok kullanılan gelir modellerinden bir tanesidir. Hepimizin aşikar olduğu dropbox belli bir alana kadar ücretsiz belli bir alandan sonra ise ücretli hale gelmektedir. Bedava kısmında iyi alışkanlık yaratan uygulamaların en çok tercih ettiği ve başarılı olduğu gelir modelidir.

İşiniz İçin Üretken Bir Ortamı Nasıl Oluşturursunuz?

images
Bundan sadece 10 yıl öncesine göre bile elimizde çok fazla teknoloji olmasına, bu kadar hızlı teknolojik gelişime ve bu kadar kolay ona ulaşmamıza rağmen daha çok kendimize zaman ayıracağımıza daha az ayırmaya başladık. Bunun hem teknik, hem sosyolojik hem de psikolojik bir çok açıklaması olabilir. İşlerinizi muhtemelen çoğu zaman yetiştirmekte zorlanıyorsunuz.
Ben de bu yazıyı yazarken yetiştirmem gereken 2 raporu nasıl en etkili şekilde bitireceğimi düşünüyorum. Bu kadar iş yükü altında doğal olarak verimli çalışmak, verimli bir çalışma ortamında olmak ve yaptığınız şeylerden keyif alarak çalışmak en önemli isteklerimizden bir tanesi olmaya başladı. Öncellikle “Verimli Bir Ortam” ın tanımını yapmak istiyorum: İşlerinizi halletmek ve hayatın keyfini çıkarmak için kendi isteğinizle yarattığınız düzene verimli ortam diyebiliriz. Sizin çevreniz sadece bir ofis ve bir masa olmak zorunda değil. Bu çevre bir mutfak, bir oda ya da dijital bir ortamda olabilir. Burada karışıklık olmaması için önemli bir noktayı açıklamam gerekiyor; Üretken ya da verimli bir çevre demek, temiz, üstü toplanmış ve herşeyin düzenli olduğu bir yer anlamına gelmiyor. İşlerinizi halletmek, ihtiyacınız olan şeyi ihtiyacınız olan zamanda kullanmak anlamına geliyor.
Bunu daha iyi anlamak için bir kaç örnek verebiliriz. Vergi kayıtlarınızı bitirmek için eğer vergi içerin fişlerinizi ve faturalarınızı bulamıyorsanız bu işi halletmeniz çok zor olur. Raporunuzda yazacağınız verilerin yerini bilmiyorsanız ya da buna hızlı ulaşamıyorsanız raporunuzu bitirmenizde oldukça zor olacaktır. Gördüğünüz gibi aslında işin özünde temiz ve düzenli bir ofiste olmak yatmıyor. Üniversite yıllarım boyunca üretkenlik ya da verimlilik hep bir mühendislik alanının işi gibi anlatıldı. Ancak geldiğim noktada aslında üretkenliğin bir bilimden çok bir sanat olduğunu anlamaya başladım. Çünkü üretkenliğin temelinde yatan sizin kendi alanınızı nasıl tasarladığınız ve kendinizi nasıl mutlu hissettiğiniz ile alakalıdır. Hayatınızın bir bölümünün organize olup olmadığını anlamak için basitçe şu 4 soruyu kendinize sorabilirsiniz:
1) İşe yarıyor mu? Çalışıyor mu?
2) Çalıştığı şekilden memnun musunuz?
3) Sevdiğiniz veya sizin için önemli olan insanlar için işe yarıyor mu?
4) Hızlı bir şekilde iyileştirme yapabiliyor musunuz?
Bu 4 soruya bir vaka ile örnek verebiliriz. Kendinizce oluşturduğunuz bir dosya sistemi olduğunu düşünelim. Bu dosya sistemini bilgisayarınızda da oluşturmuş olabilirsiniz.
- Dosya sisteminizin işe yarıyor mu? istediğiniz zaman istediğiniz şeyi bulabiliyor musunuz?
- Kendinizi her evrak aradığınızda nasıl hissediyorsunuz? Bulduğunuz şekli ile memnun musunuz?
- Siz orada yokken, arkadaşlarınız, sorumlu olduğunuz kişiler rahatlıkla istenen verilere ulaşabiliyor mu?
- Çok yoğun ve zor bir gün yaşadığınız zaman bu organize olma şekli sizi hızlı bir şekilde normal halinize döndürebiliyor mu?
Bu soruları kendinize sorduğunuzda çoğunda ya da hepsinde “hayır” cevabını alıyorsanız aslında burada önemli bir değişim fırsatını yakalamış olabilirsiniz. Bu sorular sizin üretken çevreniz hakkında size başlangıçta önemli veriler verecektir.
Üretken bir çevre yaratmak 3 önemli faktörle alakalıdır:
1) Çalıştığınız alanı organize etmek: Çalışma alanınızda hemen kolunuzu uzatarak yetişebileceğiniz neler olmasını istersiniz? En çok neleri, en az neleri kullanıyorsunuz?
2) Bilgiyi ve bilgi akışını organize etmek: Hangi tür bilgiyi arşivleyeceksiniz? Hangi tür bilgide sizden hareket etmeniz bekleniyor ya da hareketiniz gerekiyor? Hangi bilgiyi atıl olduğu için ortadan kaldırmalısınız?
3) Zamanınızı organize etmek: Size verilen her görev için “evet” deme zorunluluğunuz var mı? Hangi görevler ya da projeler için hayır diyebilirsiniz? Günün hangi saatlerini düşünsel hangi saatlerini rutin işlere ayırıyorsunuz.
Üretken bir ortam oluşturmak, onu doğru şekilde anlamak ve bunun devamlılığını kılmak günümüz iş dünyasındaki en dikkat edilmesi gereken şeylerden bir tanesi olduğunu düşünüyorum.

Girişimcilerin Başarılı Olması İçin Geçmeleri Gereken 5 Aşama

Bu yazı ICT media dergisi Aralık sayısında yayınlanmıştır.

image credits: http://www.theemotionmachine.com/wp-content/uploads/success-environment.jpg

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde yaklaşık olarak 3 aydır “Uygulamalı Girişimcilik ve İnovasyon Yönetimi” dersini veriyorum. Girişimciliğin sadece uygulamada değil, zihin yapısının doğru anlaşıldığı takdirde ülke ekonomisine çok büyük katkı vereceğine inanıyorum. Yani dersi hadi bakalım gençler iş kursun diye vermiyoruz. Dersi öğrencilere girişimci zihin yapısını doğru şekilde aktarmak, bir problemi belirleyip buna fikir üretip daha sonrasında bunu nasıl alınabilir bir ürüne çevirebilecekleri konusunda egzersizlerle yardımcı oluyoruz. Bu dersin temeli aslında girişimci zihin yapısının 5 aşamasına dayanıyor:

1) Sorumluluk al
2) Harekete geç
3) Başarısız ol
4) Öğren
5) Geliştir

Bu 5 aşama sırasıyla değerlendirildiğinde bana göre Türkiye’de çok önemli bir eksiğe de işaret ediyor. 100’den fazla girişim 70’den fazla firma ile birebir yaptığım çalışmalarda her zaman herkesin niyetlerinin son derece iyi olduğunu, çalışmaya hazır olduğunu hatta bunun için elinden geleni yaptığını ancak çoğu zaman başarısız olunduğunu gördüm. Bunun en büyük sebebinin yukarıda bahsettiğim zihin yapısı aşamalarının doğru anlaşılmamasından ileri geldiğini düşünüyorum. Bunları kısaca inceleyecek olursak:

Sorumluluk al: Eğer herhangi bir konuda ilerleme kaydetmek ve sonuca varmak istiyorsak ilk yapmamız gereken yaklaşımla ilgili olan sorumluluk almadır. Aslında bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz; Bir arkadaşınıza yemeğe gittiniz 10 kişilik kalabalık bir grupsunuz, etrafın toplanması ve bulaşıkların yıkanması gerekiyor. Böyle durumlarda genellikle herkes sorumluluğu birbirine atıp evden ayrıldığı için bütün iş bir kişinin üzerine yükleniyor. Bu tipik durumu hem iş aleminde hem de girişimlerde çok fazla gördüm. Önce bir yaklaşım olarak durumu kavramalı bir sorumluluğu almalıyız. Eğer yapılacak şey kendimizle ilgili ise mutlaka bunun bir parçasından tutacak sorumluluğu hissetmeliyiz.

Harekete geç: Sorumluluğu hissetmek hiç bir işi sonuçlandırmaya yetmiyor. Birinin kalkıp ilk tabağı mutfağa götürmesi gerekiyor. Yani istediğimiz kadar sorumluluk alıp zihnimizde planlama yapabiliriz ancak ilk adımı atmadığımız sürece zamanla üzerimizde oluşan duygusal yük bir hareket etmemizi güçleştirecektir.

Başarısız ol: Kültürümüzde en zor kabul edilen olgulardan bir tanesi başarısızlıktır. Halbuki sadece girişimciliğin değil herşeyin özünde başarısızlık vardır. Büyük şair ve düşünce adamı Atilla İlhan ünlü şiiri “Ayrılık Sevdaya Dair”’de ayrılığın acı olduğunu ancak bununda aslında sevmenin yani o sürecin içinde olduğunu anlatmıştır. Başarısızlıkta girişimcilik gibi bir çok sürecin temelinde yatan ve özünde olan bir olgudur.

Öğren: Sürekli olarak başarısız olup, etrafımızda kontrolümüz altında olmayan, herkese, herşeye tepki gösterebiliriz. Başarısızlığımızın sebeplerini dışarda arayarak kendimize bahaneler üretebiliriz. Bu tür bir sorumluluğu dışarı atfetmek yerine durumu iyi analiz edip nelerin eksik olduğunu anlamak ve bunları nasıl düzelteceğimiz üzerine düşünmek, düşündüklerimizi kağıda dökmek bizi başarısız olsak bile hiç zaman kaybetmeden tekrar işimizi yolumuza koymamızı sağlayacaktır.

Geliştir: Öğrenmek tek başına oldukça rahatlatıcı olabilir. Ancak öğrenmenin verdiği rahatlığa kapılarak işimizi geliştirecek uygulamaları yapmazsak ve onu bir adım ileri götürmezsek bundan önceki 4 aşamada boşa gidecektir. Olduğumuz yerden bir adım daha ileride olmanın yolu öğrenilenlerin uygulanmasından geçmektedir.

Girişimci Terapisi: Girişimciler Her Ay Hangi Soruları Kendilerine Sormalı?

Bu yazı ICT Media Dergisi Ocak 2014 Sayısında Yayınlanmıştır

image credits: http://www.consultaromo.com/images/psico.jpg

Değişik sektörlerde yapılan girişimleri karşılaştırdığımıza herhalde en çok revaçta olan ve üzerine konuşlan tekno-girişimler olacaktır. Bunun sebebi aslında çok basittir. Tekno-girişimler yüksek sabit yatırıma gerek duymaz, getirilerini çok hızlı bir şekilde 10 ve katlarına katlayabilirler, bitmiş ürün 3 ay ile 12 ay arasında ortaya çıkabilir ve başabaş noktası diğer tip projelere göre çok daha düşüktür. Türkiye’de de tekno-girişim projelerine verilen devlet destekleri ve yatırımcı ilgisi ile çok büyük ilgi var. Bu ilgi sayesinde özellikle son iki yılda bu tür girişimlerde çok ciddi bir artış gözüküyor. Ben şahsen yılda 300’den fazla tekno-girişim fikri dinliyorum. Ancak bu fikirlerin en az %90’ı daha maalesef yaşamadan ölmeye  mahkum gözüküyor. Bir şekilde devlet ve yatırımcı desteği bulan çoğu girişimin adını 1 yıl sonunda hiç bir yerde duyumuyoruz ve sonucunda da genellikl kapandı haberini alıyoruz.

İşte bu tür durumları azaltmak ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlamak için tekno-girişimlerin her ay kendilerine terapi yapar gibi sorması gereken sorular olmalıdır. Jason Cohen 21 Aralık 2009’da yazdığı bir blog yazısında bu tür girişimlerin sorması gereken 9 sorudan bahsetmiş. Onlara kısaca göz atalım:

1) Bir cümlede: Ürününüz ne yapıyor ve onu kim alır?
2) Bir cümlede: Neden herhangi biri ürünüzü alsın? 

“Neden” en zor sorulardan bir tanesi olmaktadır. Ürün ya da hizmet için kullanıcıların vereceği anlamı ancak bu soru ortaya çıkarabilir. Onlarında umrumda olan açıkcası bu anlamdır. Bu yüzden cevaplanması gereken en kritik sorulardan bir tanesidir.

3) Satışlarınızı engellenyen en önemli yegane tek şey nedir? 

Örnek olarak: İnsanların sizi bilmemesi? fiyatlandırma? yetersiz ürün içeriği? kötü satış stratejisi?

4) Müşterilerinizden daha fazla geri bildirim almak için yapacağınız yegane tek şey nedir?

Müşterilerinizden, deneyimleri ile ilgili daha fazla geri bildirimi nasıl alabilirsiniz? Bunun üzerine daha çok düşünmeli ve ürününüzü buna göre sürekli geliştirmelisiniz

5) Şu an ürününüzünden sıfır kazanıyor olsanız hangi tarihte paranız tam olarak bitmiş olur? 

Aslında bu sorunun amacı sizin maliyetlerinizi ve aylık giderlerinizi doğru şekilde planlamaya itmek içindir.

6) Size bugün birisi 100 000 Dolar verse, gelecekteki karınızı maksimum yapmak için nereye harcardınız? 

Bazen istediğiniz sermaye çok fazla gibi gelebilir ama geldiğini düşündüğünüzde belki de yapacağınız harcama o kadar büyük değildir. İhtiyacınızı doğru anlamanız için önemli bir soru.

7) Bugün birini işe almak zorunda kalsanız, aldığınız kişinin kendi masraflarını çıkarabilmesi için onun işini ne şekilde tanımlardınız? 

İnsan kaynağı tekno-girişimlerin en önemli faktörlerinden bir tanesi olmaktadır. Ancak zaman ve maliyet kısıtları ile ilgili doğru planlama yapılmaması girişimin zorlanmasına yol açabilir. Bu planlamayı yapmak için basit ama etkili bir soru.

8) En sevmediğiniz iş süreciniz hangisidir? 

İş geliştirme sürecinde hoşuna gitmeyen, sizden zaman çalan, verimliliğinizi düşüren süreçleri çok iyi belirlemelisiniz. Teknoloji tarafını sevip, telefonla arama yapmaktan nefret mi ediyorsunuz? Sosyal medyada olmaktan hoşlanıp, epostalara cevap vermeyi sevmiyor musunuz?

9) Eğer çok önemli bir uzman ile 1 saat konuşma fırsatınız olsaydı, bu görüşmenin temel hedefi ne olurdu? Ne sormak isterdiniz? 

İşiniz için hangi bilgi önemlidir? Bu bilgiye nasıl ulaşırsınız? Bunun pratik yolu nedir? Bu tür önemli ayrıntıları öğrenmek için yine basit ama çok etkili bir soru.

Girişimcilerin Hangi Proje Başvuruları Kesinlikle Kabul Edilmez

 

images

Bir çok girişimci çeşitli destek arayışları ile kamu ya da özel bir çok kuruma başvurmaktadır. Ancak bu başvuruların %90′dan fazlası olumsuz olarak sonuçlanmaktadır. Bu hem girişimciler hem de kurumlar için önemli zaman kaybı anlamına gelmektedir. Kuluçka merkezleri, hızlandırıcılar, devlet destekleri olan kurumlarla ilgili dikkat edilmesi gereken bazı temel noktaları toparlamaya çalıştım:

1) Proje özeti somut olmayan muğlaklık içeren projeler

Kötü örnek: Projemiz öğrencilerin daha iyi sosyal medya kullanmasını sağlayacaktır.

Başvuru formunda mutlaka projenin daha somut bir şekilde tanımlanması beklenir.
İyi örnek: Proje X, her hangi bir mekanda check-in yapan arkadaşlarına hediye gönderilmesini sağlayan bir mobil uygulamadır.

Başka başarısız proje özeti örnekleri: (Proje özeti yerine TEMENNİ yapılması)

- Tüketimi daha etik hale getireceğiz
- Eğitimde büyük devrim yaratacağız
- Enerji sarfiyatını indireceğiz vs.

2) Projenin özünde bulunması gereken bir uzmanlığın mutlaka proje ortaklarının bir tanesinde bulunması beklenir. 

Örnek: Web ya da mobil yazılım projesi ile başvuran 2 kişiden hiçbirinde yazılım bilgisi olmaması reddedilmelerini sağlamaktadır.

3) Projenin tek ihtiyacı fon ya da finansman olduğu durumlar: Proje başvurusunda sadece fon isteği yer alıyor başka bir konuda yardım istenmiyorsa ilgili yönlendirmeler yapılır ancak çok yenilikçi bir proje değilse sürece dahil edilmez. 

4) Hiç bir pazar öngörüsü olmayan projeler. İlk başvuru formunda detaylı bir pazar araştırması yapılması doğal olarak beklenmemektedir. Ancak şu tür ifadeler proje sahiplerinin ciddiyeti konusunda soru işaretleri gösterir: 

- Pazarımız bütün Türkiye
- Bütün kadınlar
- Bütün dünya
- Bütün İzmir

Bu tür önermelerde bulunan proje sahipleri yine geri bildirim verilerek geri çevrilir.

5) Bulunduğu lokasyonun destek verilecek şehirden uzak olan projeler. Destek veren kuruluşun bulunduğu şehrin dışından olup ofis ya da fiziksel destek isteyen projelere şu an ki şartlar itibari ile destek olunması imkansız olduğundan geri çevrilmektedir. 

6) Başvuru formunu yarım dolduran ve bir çok alanı boş bırakan projeler. Bir girişimin en önemli motivasyonu sabır ve sebat olduğundan bu ciddiyeti göstermeyen başvuru formları da geri çevrilir. 

Türkiye’de Silikon Vadisine Gerek Var mı?

Bu yazı ICT MEDIA dergisinin Nisan 2014 sayısında yer almıştır

image

20-22 Şubat 2014 tarihlerinde 3. kez katıldığım Etohum tarafından düzenlenen Startup Turkey etkinliğinde sevgili Serdar Kuzuloğlu’nun Silikon Vadisi hakkında söylediği kısa ama öz şeyler yıllardır söylemeye çalıştığımız zihin yapısını çok doğru şekilde özetledi. Kuzuloğlu, Silikon Vadisinin olduğu duruma gelmesinin oldukça uzun zaman aldığını ve ABD’ninde bunu başka yerlerde oluşturmak için ne kadar çaba sarf ettiyse başarısız olduğunu ifade etti. Ayrıca San Francisco halkının Silikon Vadisi’nden kaynaklı artan ev kiraları yüzünden teknoloji şirketlerinin servis arabalarını taşladıklarından ve tepki verdiklerinden de bahsetti.

Türkiye’de girişimcilik ekosistemindeki ürünler, etkinlikler ve organizasyonlar genellikle klonlara dayanıyor. En başarılı girişimlerimiz, en organize etkinliklerimiz ya da en ön plandaki kuruluşlarımızın genellikle ABD ya da Avrupa tabanlı oluşumlardan ilham aldığını söylemem sanırım yanlış olmaz. Aynı zihin yapısının Türkiye’de de İstanbul’da ne yapılıyorsa onun klonunu alma şeklinde yapılmaya çalışıldığını da kendi gözlemlerime dayanarak yapıldığını söylemem yanlış olmaz. Yazdıklarımın yanlış anlaşılmaması adına başarılı uygulamaların Türkiye’de klonlanmasına kesinlikle karşı değilim. Hatta ekosistemin hızlı gelişimi ve öğrenme etkisinin artması için bu tür şeylerin olması gerektiğini savunan biriyim. Savunmaktan öte İzmir’de bu tür uygulamaları yapan bütün oluşumlara destek vermeye çalışıyorum. Ancak bir takım oluşumlardan ilham alıp geliştirmek başka bir şey, aynı şekilde kopyalanıp aynı sonuçların alınmasını istemek çok başka bir şey.

Peki bir çok üniversitenin, kamu kurumunun, yatırımcıların düştüğü bu zihin tuzakları neler? Kısaca bunlardan bahsetmekte fayda var:

1) “İstihdam yaratıyoruz” tuzağı:

Girişimilerin öncellikli hedefi istihdam yaratmak olmamalı. İstihdam sağlıklı büyüyen, beğenilen bir girişimin doğal sonucu olmalıdır. Ancak okul çağlarımızda ders geçmek için ders çalışan bir zihin yapısından bunu beklemek şimdilik çok da doğru olmayabilir. Girişimlerin temel hedefi bir problemi çözmek, bir hayali gerçekleştirmektir. Bunun kendi içindeki heyecanı, hataları ve doğruları ile süreci ilerletir. Bu sürecin doğal sonucu istihdam olarak ortaya çıkar. Ancak politika yapıcılar ve uzmanlar doğrudan istihdam yaratma yoluna giderlerse büyük bir hataya düşmüş olurlar.

2) “Vergi avantajları girişimcileri daha çok motive eder” tuzağı:

İlk bakışta gayet mantıklı gelmesine rağmen, yine yanlış odaklardan bahsediyoruz. Eğer böyle olsaydı Türkiye’nin devletin verdiği mali avantajlar açısından bir çok ülkeden daha iyi durumda olduğunu biliyoruz. Ancak bunun çıktılarını göremiyoruz. Yani iş vergi avantajlarını arttırmak, özel kanunlar çıkarmak ve daha başka yeni mali paketler getirmekle olmuyor. Vergi avantajları girişimlerin sadece avantaj olan bölgede kanuni şirket kuruluşunu yaparak oradaki yerleri boş bırakması anlamına geliyor. Türkiye’nin en popüler teknoparklarına gidin bir bakın, bir kaç başarılı örnek dışında çoğunda bir sürü bina olmasına rağmen boş olduğunu göreceksiniz, daha büyük şok ise madem boş dur burada bir girişimimizi değerlendirelim dediğinizde hiç bir yerin boş olmadığı süprizi ile karşılaşacaksınız. Yani teknopark gibi oluşumların çoğu dolu ama boş. Amaç iyi birer girişim yaratmak değil, vergi ve diğer avantajlardan daha çok faydalanmak şeklinde olmuş.

3) “Ucuz ofis ve altyapı sağlarsak girişimler artar” tuzağı:

Girişimilere yüksek hızlı internet bağlantısı, güzel bir ofis, iyi havalandırma, kahve çay yapan bir makine verilirse daha çok girişimin çekilebileceği düşüncesi yine mantıklı gözükmesine rağmen işin özünden çok uzaktadır. Ancak bu kadar fiziksel imkanlara çoğu ölü olan yatırımlar yapmak yerine, etkileşimi sağlayacak uzmanlar, yatırım yapacak yatırımcılar, müşteri bulacak CEO’lar, yönlendirme yapacak mentorlar ve herkesin bir araya gelmesini sağlayacak etkinliklere bütçe ayrılması çok daha doğru olacaktır.

4) “Yatırımcı organizasyonu kuralım, girişimciler yatırım alır” tuzağı:

Özellikle Türkiye’de girişimcilerin kendilerinin en çok belirttiği problem sermaye eksiği olduğu için mali yatırım ve yatırım desteklerine çok büyük önem veriliyor. O kadar çok önem veriliyor ki bunlar olduğu zaman harika girişimlerin ortaya çıkacağını ve dünya çapında Türkiye’nin yerinin değişeceğine inanıyoruz. Girişimler için sermaye desteği elbette büyük önem arz ediyor ancak yatırım yapacak olan bireyler ve kurumlar eskilerin sözü ile “babalarının hayrına” yatırım yapmıyorlar. Onlara birbirinden zeki ve tutkulu mühendisler, işini bilen tasarımcılar ve iş geliştiriciler sunmak, projeyi doğru şekilde yönlendirmek ve ticarileşmesine yardımcı olmayı sağlayacak bağlantıları oluşturmak çok daha büyük önem taşımaktadır.

Bilişim Girişimlerinde Baştan Kaybeden Proje Türleri

 

Image credits: http://www.socialsecurityinsider.com/wp-content/uploads/istock_000007981541xsmall.jpg

Yılda yaklaşık 300 kadar projeyi Embryonix’de dinleme fırsatı buluyoruz. Özellikle fikir sahiplerinin heyecanlı olması ekosistem açısından oldukça motive edici oluyor. Ancak dinlediğimiz projelerin çok önemli bir kısmında o şekilde devam edilirse bir yere varmayacak ve zaman kaybına sebep olan projelerde oluyor. Kısaca bunları açıklamanın zaman kaybetmeme açısından önemli olacağını düşünüyorum:

1) Kullanıcıya herhangi bir şeyle alakalı tavsiye sunacak uygulamalar: Bilişim projelerinde ilk sorguladığım proje tipi bunlar oluyor. Son 2 senedir o kadar çok “tavsiye” eden proje dinledim ki burada ilk sırada yazma ihtiyacı duydum. Bu projeler genellikle; girilen anahtar kelimelere göre mekan tavsiyesi, check-in yaptığı yerlere göre yemek tavsiyesi, beğendiği durumlara göre giysi tavsiyesi şeklinde uzayıp gidiyor. Burada sorduğum soru çok basit: “Tavsiye mimarisini neye göre oluşturacaksınız?” Gördüğünüz gibi bu tür uygulamalarda önemli olan yazılım değil. Artık yazılım bilmenin katma değeri çok düşük, önemli olan yazılımın arkasındaki mimariyi oluşturmak. Örnek vermek gerekirse benim gittiğim yerlere göre bana tavsiye yapacaksanız bunu neye dayandırarak yaptığınız önemlidir. 3 kere köfteciye gidince bana neden 1 kahve içilen yer önereceksiniz? Bu neye dayanacak(bunun üzerine bir deney ya da akademik bir araştırma var mı?) Kaç kere gitmem gerek? Hangi bölgelerde gidersem neye göre önereceksiniz? Gördüğünüz gibi facebook, google, twitter gibi devlerin milyonlarca dolar harcadığı şey aslen budur yazılım kısmı bundan çok sonra gelir.

2) Bir sektörü, belirli kişileri ya da organizasyonu bir araya getiren sosyal ağ kurmak: Nedense özellikle son 1 senedir “biz bir sosyal ağ kuracağız” denildiğinde biraz umutsuz gözlerle karşımdakilere bakmaya başlıyorum. Çünkü “sosyal ağ” olayını her şekli ile, her türlü ve her opsiyonla yerine getiren milyarlarca dolar değerinde şirketler var. Bundan ötesi bildiğiniz 6-7 sosyal mecra var ama dünya çağında bakıldığında 10 000′den fazla sosyal ağ uygulaması olduğunu görüyoruz. Bu yüzden artık sosyal ağ kurmak yerine sosyal ağların nereye doğru hareket ettiğini düşünerek onların alt yapılarından faydalanan uygulamalar geliştirmeye çalışmak daha akıllıca olur. Kimse 1 milyardan fazla üyesi olan bir sosyal ağ varken sizin kurduğunuz ağa dahil olma isteğinde olmaz.

3) Kullanıcı Tabanlı Veriye Bağlı Olan Uygulamalar: User-generated content diye isimlendirilen ve içeriği kullancıların sağladığı uygulamalar oldukça popüler hala geldi. Facebook, twitter, foursquare, instagram, pinterest gibi sosyal ağlarda içerik kullanıcılar tarafından sağlanıyor. İçerik sağlandıkça daha çok kullanıcı oluyor, daha çok kullanıcı daha çok içerik üretiyor. Buraya kadar gayet mantıklı ancak siz “Ben bir uygulama yapacağım, mekanları kullanıcılar girecek, puan verecek böylece insanlar ona göre gidecek” derseniz, size o ilk kullanıcıları nereden bulacağınızı sormak gerekir. Yani ilk kullanıcılarınızı nasıl elde edeceksiniz? Neden sizi seçsinler? Seçmeleri için geçerli bir sebebiniz var mı? Bu soruları çok net cevaplamadığını sürece kullanıcının içerik ürettiği uygulamalar maalesef başarısız olmaya mahkumdur. (mobil uygulamalarda bir kullanıcıya sadece uygulama indirtme maliyetinin kişi başı 3 TL-5TL, işlem yaptırma maliyetinin de yaklaşık 15-20 TL olduğunu unutmayın!)

4) İş Modeli Sadece Reklam Gösterme Geliri Üzerine Olan Uygulamalar: Yine dinlediğim bir çok projede güzel içerik sağlayan projeler var. Doğal olarak nereden para kazanacakları sorusunu soruyoruz. Ancak aldığımız cevap %90 reklamlardan şeklinde oluyor. Bunu söyleyen proje sahiplerinin reklam gelirleri, bunların nasıl ve hangi koşullarda elde edildiği ve ne zaman ödendiği konusunda çok fazla bilgisi olmadığını düşünüyorum. Youtube gibi dünyanın en büyük arama motorlarından bir tanesinde, başta yayınlanan reklam EN SONUNA kadar izlendiğinde 3 kuruş ile 5 kuruş arası bir geliriniz oluyor. Yani kullanıcı videonuzu açmadan çıkan reklamda, reklam atlaya basmadan sonuna kadar reklamı izleyecek ve her izlemeden çok düşük bir para kazancaksınız. Bu durumdan ancak milyonlarca hit alan özel sanatçı hesapları ve youtube fenomenleri faydalanabiliyor. Bu sadece basit bir örnekti. Eğer reklama dayalı bir iş modeliniz varsa burada nasıl ölçekleyeceğinizi(büyüteceğinizi) çok iyi düşünmeniz gerekir. Yoksa sadece bulundurma masraflarını ancak çıkaran ve vaktinizin önemli bir kısmını alan projeler elde etmiş olursunuz. Çok zamanınız ve para kazanma isteğiniz yoksa tabi ki bu yolda devam edebilirsiniz.

 

Melek Yatırımcılar Gerçekte Nasıl Düşünüyor?

*Bu yazı Girişimcilik İklimi dergisinin Haziran-Temmuz-Ağustos 2013 sayısında yayınlanmıştır. 

image credits: http://banklesstimes.com/wp-content/uploads/2012/12/angel-investor.jpg

Ülkemizde melek yatırımcılık kavramı ve melek yatırımcılar oldukça gündeme oturmaya başladı. Buna devletin 15 Şubat 2013′de çıkardığı Bireysel Katılım Sermayesi(BKS) hakkındaki yönetmelik eşlik etti. Bu yönetmelik belirlenen sektörlerde BKS lisansı almış olan yatırımcılara vergi indirimi teşviki getiriyordu. Türkiye’de özellikle tekno-girişimcilere yatırım yapan 20 kadar melek yatırımcı vardı. Bunlardan 13 tanesi BKS içeriğine uygun olarak kabul edildi.

Melek yatırımcılar hakkında hem akademik ortamda, hem de girişimci etkinliklerinde bolca sohbet ediyoruz. Ancak en azından benim gördüğüm kadarı ile bazı yanlış anlaşılmalar var. Bunlarla ilgili daha net bilgi sahibi olmak yatırım almak isteyen girişimciler için çok daha iyi olabilir:

Yanlış: Melek yatırımcılar yatıracakları parayı geri istemezler. 

Doğrusu: Değil melek yatırımcı hiç kimse parasının ve zamanının boşa gitmesini istemez. Buradaki yanlış anlaşılma sanırım “melek” kelimesinden ileri geliyor. Melek denmesinin en büyük sebebi bu tür yatırımcıların finansal yatırımcıdan öte stratejik yatırımcı olmalarından kaynaklanıyor. Yani girişimciye sağladığı en önemli şey paradan öte, bilgisi, çevresi ve deneyimi oluyor. Ama her yatırımcı gibi onlarda yatırdıkları paranın daha fazla getirmesini istiyorlar.

Yanlış: Fikrimi geliştirirken melek yatırımcılardan yatırım almam mümkün

Doğrusu: Bu maalesef mümkün değil. Bir projenin basitçe 3 aşaması vardır: Ürün geliştirme-İş geliştirme ve Müşteri geliştirme. Melek yatırımcılar büyüme yeni başlayan ve haftalık %3 gibi çok yüksek büyüme potansiyeli olan projelere yatırım yapmak isterler. Bu yüzden en kötü ihtimalle ürün geliştirmenizi ve iş geliştirmenizi tamamlamış ve fatura kesecek hale(hatta fatura keser) gelmeniz gerekmektedir. Profesyonel melek yatırımcılar büyüme potansiyeli ile ilgili gayet detaylı çalışma yapıyorlar.

Yanlış: Fatura kesmeye başladım, satışta yapıyorum, yatırım alma ihtimalim yüksek

Doğrusu: Belli bir müşteri bölümü bulmuş olmanız ve satışlarınızın başlaması yatırım alma anlamına gelmiyor. Melek yatırımcılar yatırımlarını bir portföy gibi düşünürler. Örnekle açıklamaya çalışayım: 1 milyon USD’ı olan melek yatırımcı öncellikle kendine bir getiri hedefi ve kaç girişime yatırım yapmak istediğini belirler. 10 projeye yatırım yapmak istediğini düşünelim. Son 5-6 yılın verilerine baktığımız zaman haftalık %3 gibi büyük bir büyüme oranını sağlayacak projenin çıkma olasılığı %10′dur. Bu durumda 10 projeden bir tanesi 15-20 katı getiri sağlayacaktır. Yine aynı tarihsel veriler, projelerin %40 kadarının büyüme oranlarının ancak yatırımı karşıladığı, geri kalan %50 nin ise yatırımı karşılamadığı görülmüştür. Bu durumda melek yatırımcı 1 milyon USD’nin 500 bin USD’sini direkt olarak riske atmakta 400 bin USD’yi ise anca kurtarabilmektedir. Buradan çıkan mantık basittir: 10 projenin 9′undaki başarısızlık riskini 1 projenin kaldırması beklendiği için yüksek büyüme(20X-25X) melek yatırımcı için çok önemlidir.

Yanlış: Yatırımcılar için finansal tablolar en önemli içeriktir.

Doğrusu: Kısa adı finansallar olan tablolar ve hesaplar, girişim yeni kurulduğu için tümüyle beklentilere dayanır. Bu yüzden bunların hazırlanması gerekirken yatırım almanız için kesin bir şart olmamaktadır. Mükemmel finans ve istatistik bilginiz olabilir ancak yatırımcıların çok daha fazla önem verdiği faktörler: takım, sürdürülebilirlik ve fikrin yeteri kadar pazarla ölçeklenebilir olmasıdır.

Yanlış: Projemi yatırımcılara sundum ve çok beğendiler parayı hemen alacağım.

Doğrusu: Yatırım almak demek banka hesabınıza giren onbinlerce TL anlamına gelmiyor. Hatta banka hesabınızda 18 ay kadar artı olarak para beklemeniz bile doğru değil. Yatırımın öncelliği projeyi iyi bir büyüme potansiyeline ulaştırmaktır. Ayrıca yatırım alacağınız konusunda anlaşmaya varsanız bile ufak bir değerlendirme ve sözleşme sürecinden geçeceksiniz. Burada yatırımcılar sizin bu işi ne kadar istediğinizi ve başında ne kadar duracağınızı görmek isteyeceklerdir.

Yanlış: Yatırımı aldıktan sonra sürekli olarak finansmanı sağlayabilirim. 

Doğrusu: Hiç bir melek yatırımcı(en azından benim gördüklerim) projenizde 4 yıldan fazla durmaz. Projeniz beklenen büyüme oranına ulaşırsa artık risk sermayesi devreye girecektir. Hatta bunların görüşmelerini hala ortak vaziyeteyken yapmaya başlayabilirler. Bunu kişisel algılamayın. Bu halka açılmaya kadar giden sürecin doğal bir yönü olmaktadır.

Yanlış: Yatırım isterken kendime maaş yazmalıyım

Doğrusu: Bu en hassas konulardan bir tanesi olabiliyor. Sonuçta girişimci yatırım alacağı zaman, bazı iş durumlarından ya da hayatındaki önemli rutinlerden vazgeçebilecektir. Bunun içinde finansallarına maaş yazmayı istemektedir. Ancak burada ince bir nüans var: maaş her ay belli tutarda ve sabit olarak ödenen bir mebladır. Bir girişimcinin kendi girişimi için bunu istemesi yatırımcılar tarafından çok olumlu karşılanmayabilir. Bu yüzden girişimci ihtiyaçlarını giderler olarak dile getirmelidir. O projeye sahip çıkacak ve onu kaldıracak olan girişimcidir. Bu yüzden kendini ne kadar işin içine dahil edilirse finansman ve yatırım bulma olasılığı o kadar yüksek olur.

Yanlış: Yatırım aldık artık rahatlayacağız

Doğrusu: Yapılan en büyük düşünce hatalarından bir tanesi budur. Girişimciler yatırım almayı uzun süren bir lig maratonun sonu gibi görüyorlar. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse tam tersine çok arayacakları günleri geride bırakıp çok daha farklı bir sürece girmiş oluyorlar. Daha önceden zamanlarının çoğunu ürünleri ile harcarken yatırım aldıktan sonra, müşteri bulma, müşteri geliştirme, efektif maliyet gibi konularıda düşünmeye, bu konularda hedefler koymaya ve onları sağlamaya çalışıyorlar.

Girişimciler İçin En Önemli Süreç: İş Modeli Nasıl Oluşturulur?

Image credits: http://farm8.staticflickr.com/7080/7009368359_bd5c1f8831.jpg

Girişimcileri gördüğüm sunumlarda ve toplantılarda artık fikirlerini çok daha iyi anlattıklarını görebiliyorum. Yani 3 yıl önceye göre en azından sunum anlamında bir gelişme olduğunu söyleyebilirim. Ancak bir çok sunumda girişimciler iş modeli konusunda anlatımlarını çok yetersiz yapıyorlar. Biraz ayrıntılı sorular sorduğumuzda iş modelinin sadece hayali ya da henüz elde olmayan veriler ve gerçekler üzerine kurulu olduğunu anlıyoruz.

Öncellikle her yerde kullandığımız “iş modeli” ne demek bir tanımını yapmak gerekiyor(Ne de olsa bir akademisyen yönümde var:)

İş modeli: Bir örgütün, değeri yaratmasını, teslim etmesini ve elde tutmasını sağlayan mantıksal temeldir. 

Burada örgüt üzerinde durduğumuz girişimimiz oluyor. Değer ise kullanıcıları için yarattığı iki şey olabilir: önemli bir problemi çözmek ya da yeni bir fayda sağlamak. Yani iki önemli soruyu hemen sormalınız:

1) Hangi problemi çözüyorsunuz?

2) Neye kayda değer bir fayda sağlıyorsunuz? (Kimin/kimlerin hayatı daha güzel oluyor?)

Bu değeri sağlamak için kullanacağıjnız kaynaklarda var. Bu konu ile ilgili bir iş modeli yazısını Adil Oran’dan buradan okuyabilirsiniz. Ben bu yazıda daha çok nasıl bir zihin yapısında hazırlamanız gerektiğinden bahsedeceğim.

İş modeliniz üzerine düşünürken mutlaka elinizde kağıt kalem olmalı. Kafanızda tartışarak bir yere varamazsınız. Öncellikle beyaz tahtanızı, kağıt kaleminizi, post-it lerinizi ve evernote unuzu hazırlayın. Yaptığınız skeçleri tarihi ve saati ile mutlaka kaydedin. İş modelinizdeki gelişmeleri iyi izlemeniz gerekiyor.

Öncellikle kendinize şu 3 soruyu sorun: Sizin ürününüzü;

1) Neden alsınlar? – Bu aslında yukarıdaki çözdüğünüz problem veya sağladığınız fayda ile aynı soru olabilir. Sizin ürününüzü almak için insanların ne gibi sebepleri olabilir? Bunları sıralayın.

2) Neden sizden alsınlar? – Sizin ürününüz olmadığı zaman insanlar ne yapıyordu? (Sakın, “benim ürünüm çok yeni kimse zaten bilmiyor!” demeyin!) Her yeniliğin yerine geçebilecek bir kullanım alanı vardır. Bunu beğenmiyor olabilirsiniz ancak yine de insanların ürününüz yokken neler yapabileceğini düşünmeniz çok önemlidir.

3) Neden şimdi alsınlar? – Aslında diğer iki soruyu yanıtlamak kısmen kolayken bence en önemli ve en dikkate alınmayan soru bu oluyor. Evet harika bir ürününüz ve takımınız olabilir ancak kullanıcıların alışkanlıklarını değiştirmek istiyorsanız bu çok kolay değil.(Hatta hiç kolay değil) Bu yüzden çözüm ya da faydanızın en hızlı şekilde alışkanlık değiştirecek kadar acil bir sıkıntıyı çözebiliyor olması gerekiyor. Bunun üzerinde çok düşünmelisiniz.

Bu soruların hepsini UYGUN bir şekilde cevapladıktan sonra, artık “ölçeklemeyi” düşünmelisiniz. Ölçeklemek, yatırdığınız her 1 TL’ya karşılık satışlarınız ne kadar büyüyeceğidir. Bunu örnekle açıklamayalım: iş modelinizde diyelim ki bir üretici ve tüketiciyi aradaki aracılardan arındırıp bir araya getirmeye çalışıyorsunuz. Aracı aradan çıktığı zaman tüketici daha düşük maliyetle almak isteyecektir. Böyle bir web sitesi ya da platform oluşturabilirsiniz ancak burada müşteriden alacağınız bedel, bir kereliktir. Üretici ve tüketici bir araya geldikten sonra sizin satışlarınız büyümeyecektir. Bu durumda bu iş modelini ancak her direkt üreticiye ulaşmak isteyen tüketici sizden satın alana kadar sürdürebilirsiniz devamı gelmeyecektir. Bu proje ölçeklenebilir bir proje değildir. Olumlu bir örnek yemeksepeti verilebilir. Yemeksepetinin en basit modeli her sipariş başına örnek olarak 1 TL almaksa eğer, bu durumda her zaman karnımız acıkacak ve dünyayı uzaylılar işgal edip hepimiz ölmediğimiz sürece yemek yeme isteğimiz devam edecektir. Bu durumda yemeksepetinin iş modeli ölçeklenir ve ne kadar çok iş yeri ile anlaşıp ne kadar çok lokasyona giderse o kadar fazla kazanır. Bu durumda pazarınızın ne olduğunu iyi düşünmeniz gerekiyor. Çoğu girişimciye pazarınız ne diye sorduğumda: “Bütün Türkiye” gibi gerçekçi olmayan cevaplar alıyorum. Bu yüzden bu soruyu “2 yıl içinde ulaşabileceğiniz pazarınız ne kadar?” şeklinde değiştiriyorum. Ölçekleme için ULAŞILABİLİR pazar potansiyelinizi iyi öğrenmeniz gerekiyor.

Daha sonrasında ürününüzü düşünün ve onun hayali kullanıcısı olun. Örnek olarak: bir mobil uygulamayı ele alalım: Hemen elinizde akıllı telefonu alın ve henüz olmayan uygulamanızı kullanmaya başlayın. Uygulamada hangi komutu verdiniz? Bilgi nereye gitti? Nerede saklanıyor? Kim hangi bilgiyi kullanacak? Hangi platformda kullanacak? Hata olursa nasıl düzelecek? Ne kadar zamanda düzelecek? Ödeme kime yapılacak? Ödeme kimden alınacak? Ödeme ne şekilde olacak? Kime fatura kesilecek? Kim size fatura kesecek? Kim kimi arayacak ya da mail atacak? Hangi ekrandan kim sorumlu olacak? Ekranda ne bulunması gerekiyor?

Buradaki örnek sorulardan ürünü iş modeli içine oturturken ne kadar detaylı düşünmeniz gerektiğini sanırım anlatabilmişimdir. Hazırladığınız yatırımcı ya da tanıtım sunumlarında bu kadar detaya girmeseniz bile kendi ürün ve pazarınızı geliştirmek için mutlaka ürünü hayali bir şekilde kullanıp bütün süreçlerini skeçlemeniz gerekiyor.

Sonuç olarak ürününüz;

- Temel bir problemi çözüyor ya da yeni bir fayda sağlıyorsa,

- Ölçeklenebiliyorsa,

- Bütün süreçleri yönetilebiliyor ve yürütülebiliyorsa

iş modelinizde gelişmeye hazır demektir.