Etiket arşivi: girişim

Web Tasarımı Artık Öldü Mü?

Web tasarımı ölüyor mu-
Özellikle 2000’li yılların başında başlayan ve o zamandan beri bir çok tasarımcı için önemli bir gelir kapısı olan web sayfası tasarımının artık sonuna doğru geliyoruz. Bundan 10 yıl önce oldukça zaman alan profesyonel yetenekler ve altyapı gerektiren web sayfaları artık neredeyse yapay zeka yazılımları tarafından yapılacak. 2000’li yılların başında özellikle Türk Ticaret Kanununda şirketlere web sitesi zorunluluğu getirilmesi, şirketlerin özellikle yurt dışındaki veya içindeki yeni pazarlara ulaşma isteği ve “bizim web sitemiz” var demenin verdiği marka gücü ile web sayfası tasarımı kendi başına büyük bir sektör haline gelmişti. Ancak artık bunun sonuna geliyoruz. Bunun anlamı web sayfası tasarımı yapanların  artık başka dijital ürünlere ve ekosistemlere doğru hareket etmesi gerektiğidir. Bu -son- un geleceğine dair Sergio Nouvel’in UX Magazine’de yayınlanan makalesinde çok ilginç çıkarımlar var:
1) Web sayfası şablonları iş görüyor: Eskiden hor görülen ve hatta tasarımcılar tarafından dalga geçilen şablonlar artık çok akıllı birer yazılım ve ara yüz haline geldiler. Internet üzerinde gördüğümüz sayfaların en az %70’ini şablonlar oluşturuyor. Zaten özellikle Türkiye’de yapılan sitelerin %100’e yakını şablonlar ile yapılıyor. Her ihtiyaca, her alt yapıya her yazılıma uygun şablon bulabiliyor ve düzenleyebiliyorsunuz. Ücretsiz video kursları neredeyse her dilde youtube üzerinden izlenebiliyor. Web sayfası açmak ve tasarım üzerinde değişiklik yapmak artık birkaç saat içinde tamamlanabiliyor. Web tasarımcıları zaten bu şablonlardan faydalanıyorlar.
2) Web teknolojileri artık belli bir olgunluğa ulaştı: Bundan 10-15 yıl önce neredeyse her sene yeni bir web teknolojisi ile tanışırdık. Standartlar sürekli olarak değişirdi. Bir yıl html diye duyduğumuz bir teknoloji bir sonraki sene flash oluyordu. Daha sonra php ve diğer yazılım dilleri geldi. Ödeme sistemleri sürekli değişikliğe uğradı.Web tasarımcınız o zamanlar “bu teknoloji kullanırsak şu olur, olmazsa bu olur” diyerek kullandığı belki de çok anlaşılmayan terimler artık ortadan kalkıyor. Ancak son yıllarda bu teknolojilerdeki değişim artık belli bir olgunluğa gelmiş gözüküyor. Her web sitesinin her cihazda çalışabilir durumda olması, sade ve ihtiyaca hızlı cevap vermesi şartları tasarımdan daha çok aranan kriterler oldu.
3) Otomasyon ve yapay zeka artık tasarım yapmaya başladı: Yapay zeka hiç şüphesiz daha önce yazdığım yazılarda belirttiğim gibi bundan sonraki 10 yılın önemli teknolojilerinden olacak. Yapay zeka, sürücüsüz arabalar, yemek tavsiyesi yapan uygulamalar, rengine ve daha önceki seçimlerine göre kıyafet öneren yazılımlara kadar bir çok alanda insanlara destek olacak gözüküyor. Son olarak koyduğunuz içeriğe, fotoğraflara ve istediğiniz web sitesi tarzına uygun olarak kendi kendine tasarımını yenileyen, ve yerleştirmeleri yapan teknolojiler ortaya çıkmaya başladı.
4) Facebook sayfaları yeni küçük işletme sayfaları oluyor: “Yapma Taylan Facebook sayfasından ticari işletme olur mu? Hiç profesyonel değil!” diyenleriniz olabilir. Ancak küçük işletmelerden bahsediyoruz. Profesyonellik ne demek? Ya da bu işletmeler için ne kadar profesyonelliğe gerek var? Ürünlerini rahat gösterecekleri, potansiyel müşteri ile etkileşim kuracakları, ayrıca bütün bunları ölçebilecekleri ücretsiz bir platform var. Üstelik bu platformda 1,3 milyar insan var. Sadece Türkiye’de 35 milyon kullanıcısı var. İstediğin zaman istediğin kadar bütçe ayırarak istediğin bir segmentte binlerce insana ulaşabiliyorsun. Neden ayrıca bir web sitesi daha yapılsın ki? Lütfen bunun üzerine bir düşünün.
5) Mobil, Web’i öldürmeye başladı: Çok sık kullanılan web sayfalarını düşünün. Artık hangisini mobil cihazınızdan direkt web sitesi tıklayarak açıyorsunuz? Dikkat ederseniz mobilden bir web sitesine girme oranı gittikçe düşmeye bununla birlikte sevdiğiniz web siteleri, uygulamalar ile daha hızlı erişim sunar hale geldi. Artık web sitesinden çok paylaşım, beğeni ve uygulama kullanımı daha çok önem kazanmaya başladı.
Bu yazıda kesinlikle tasarımcıların kapatıp gitmesinden bahsetmiyorum. Tam tersine tasarımcıların artık kullanıcı deneyimi, dijital ürünler, içerik tasarımı, veri görselleştirmesi gibi konularda çok daha fazla çalışmasının onlara eskisinden çok daha fazla gelir getireceği ve daha sürdürülebilir olduğu düşüncesindeyim.

Girişimcilerin Başarılı Olması İçin Geçmeleri Gereken 5 Aşama

Bu yazı ICT media dergisi Aralık sayısında yayınlanmıştır.

image credits: http://www.theemotionmachine.com/wp-content/uploads/success-environment.jpg

İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde yaklaşık olarak 3 aydır “Uygulamalı Girişimcilik ve İnovasyon Yönetimi” dersini veriyorum. Girişimciliğin sadece uygulamada değil, zihin yapısının doğru anlaşıldığı takdirde ülke ekonomisine çok büyük katkı vereceğine inanıyorum. Yani dersi hadi bakalım gençler iş kursun diye vermiyoruz. Dersi öğrencilere girişimci zihin yapısını doğru şekilde aktarmak, bir problemi belirleyip buna fikir üretip daha sonrasında bunu nasıl alınabilir bir ürüne çevirebilecekleri konusunda egzersizlerle yardımcı oluyoruz. Bu dersin temeli aslında girişimci zihin yapısının 5 aşamasına dayanıyor:

1) Sorumluluk al
2) Harekete geç
3) Başarısız ol
4) Öğren
5) Geliştir

Bu 5 aşama sırasıyla değerlendirildiğinde bana göre Türkiye’de çok önemli bir eksiğe de işaret ediyor. 100’den fazla girişim 70’den fazla firma ile birebir yaptığım çalışmalarda her zaman herkesin niyetlerinin son derece iyi olduğunu, çalışmaya hazır olduğunu hatta bunun için elinden geleni yaptığını ancak çoğu zaman başarısız olunduğunu gördüm. Bunun en büyük sebebinin yukarıda bahsettiğim zihin yapısı aşamalarının doğru anlaşılmamasından ileri geldiğini düşünüyorum. Bunları kısaca inceleyecek olursak:

Sorumluluk al: Eğer herhangi bir konuda ilerleme kaydetmek ve sonuca varmak istiyorsak ilk yapmamız gereken yaklaşımla ilgili olan sorumluluk almadır. Aslında bunu basit bir örnekle açıklayabiliriz; Bir arkadaşınıza yemeğe gittiniz 10 kişilik kalabalık bir grupsunuz, etrafın toplanması ve bulaşıkların yıkanması gerekiyor. Böyle durumlarda genellikle herkes sorumluluğu birbirine atıp evden ayrıldığı için bütün iş bir kişinin üzerine yükleniyor. Bu tipik durumu hem iş aleminde hem de girişimlerde çok fazla gördüm. Önce bir yaklaşım olarak durumu kavramalı bir sorumluluğu almalıyız. Eğer yapılacak şey kendimizle ilgili ise mutlaka bunun bir parçasından tutacak sorumluluğu hissetmeliyiz.

Harekete geç: Sorumluluğu hissetmek hiç bir işi sonuçlandırmaya yetmiyor. Birinin kalkıp ilk tabağı mutfağa götürmesi gerekiyor. Yani istediğimiz kadar sorumluluk alıp zihnimizde planlama yapabiliriz ancak ilk adımı atmadığımız sürece zamanla üzerimizde oluşan duygusal yük bir hareket etmemizi güçleştirecektir.

Başarısız ol: Kültürümüzde en zor kabul edilen olgulardan bir tanesi başarısızlıktır. Halbuki sadece girişimciliğin değil herşeyin özünde başarısızlık vardır. Büyük şair ve düşünce adamı Atilla İlhan ünlü şiiri “Ayrılık Sevdaya Dair”’de ayrılığın acı olduğunu ancak bununda aslında sevmenin yani o sürecin içinde olduğunu anlatmıştır. Başarısızlıkta girişimcilik gibi bir çok sürecin temelinde yatan ve özünde olan bir olgudur.

Öğren: Sürekli olarak başarısız olup, etrafımızda kontrolümüz altında olmayan, herkese, herşeye tepki gösterebiliriz. Başarısızlığımızın sebeplerini dışarda arayarak kendimize bahaneler üretebiliriz. Bu tür bir sorumluluğu dışarı atfetmek yerine durumu iyi analiz edip nelerin eksik olduğunu anlamak ve bunları nasıl düzelteceğimiz üzerine düşünmek, düşündüklerimizi kağıda dökmek bizi başarısız olsak bile hiç zaman kaybetmeden tekrar işimizi yolumuza koymamızı sağlayacaktır.

Geliştir: Öğrenmek tek başına oldukça rahatlatıcı olabilir. Ancak öğrenmenin verdiği rahatlığa kapılarak işimizi geliştirecek uygulamaları yapmazsak ve onu bir adım ileri götürmezsek bundan önceki 4 aşamada boşa gidecektir. Olduğumuz yerden bir adım daha ileride olmanın yolu öğrenilenlerin uygulanmasından geçmektedir.

Türkiye’de Silikon Vadisine Gerek Var mı?

Bu yazı ICT MEDIA dergisinin Nisan 2014 sayısında yer almıştır

image

20-22 Şubat 2014 tarihlerinde 3. kez katıldığım Etohum tarafından düzenlenen Startup Turkey etkinliğinde sevgili Serdar Kuzuloğlu’nun Silikon Vadisi hakkında söylediği kısa ama öz şeyler yıllardır söylemeye çalıştığımız zihin yapısını çok doğru şekilde özetledi. Kuzuloğlu, Silikon Vadisinin olduğu duruma gelmesinin oldukça uzun zaman aldığını ve ABD’ninde bunu başka yerlerde oluşturmak için ne kadar çaba sarf ettiyse başarısız olduğunu ifade etti. Ayrıca San Francisco halkının Silikon Vadisi’nden kaynaklı artan ev kiraları yüzünden teknoloji şirketlerinin servis arabalarını taşladıklarından ve tepki verdiklerinden de bahsetti.

Türkiye’de girişimcilik ekosistemindeki ürünler, etkinlikler ve organizasyonlar genellikle klonlara dayanıyor. En başarılı girişimlerimiz, en organize etkinliklerimiz ya da en ön plandaki kuruluşlarımızın genellikle ABD ya da Avrupa tabanlı oluşumlardan ilham aldığını söylemem sanırım yanlış olmaz. Aynı zihin yapısının Türkiye’de de İstanbul’da ne yapılıyorsa onun klonunu alma şeklinde yapılmaya çalışıldığını da kendi gözlemlerime dayanarak yapıldığını söylemem yanlış olmaz. Yazdıklarımın yanlış anlaşılmaması adına başarılı uygulamaların Türkiye’de klonlanmasına kesinlikle karşı değilim. Hatta ekosistemin hızlı gelişimi ve öğrenme etkisinin artması için bu tür şeylerin olması gerektiğini savunan biriyim. Savunmaktan öte İzmir’de bu tür uygulamaları yapan bütün oluşumlara destek vermeye çalışıyorum. Ancak bir takım oluşumlardan ilham alıp geliştirmek başka bir şey, aynı şekilde kopyalanıp aynı sonuçların alınmasını istemek çok başka bir şey.

Peki bir çok üniversitenin, kamu kurumunun, yatırımcıların düştüğü bu zihin tuzakları neler? Kısaca bunlardan bahsetmekte fayda var:

1) “İstihdam yaratıyoruz” tuzağı:

Girişimilerin öncellikli hedefi istihdam yaratmak olmamalı. İstihdam sağlıklı büyüyen, beğenilen bir girişimin doğal sonucu olmalıdır. Ancak okul çağlarımızda ders geçmek için ders çalışan bir zihin yapısından bunu beklemek şimdilik çok da doğru olmayabilir. Girişimlerin temel hedefi bir problemi çözmek, bir hayali gerçekleştirmektir. Bunun kendi içindeki heyecanı, hataları ve doğruları ile süreci ilerletir. Bu sürecin doğal sonucu istihdam olarak ortaya çıkar. Ancak politika yapıcılar ve uzmanlar doğrudan istihdam yaratma yoluna giderlerse büyük bir hataya düşmüş olurlar.

2) “Vergi avantajları girişimcileri daha çok motive eder” tuzağı:

İlk bakışta gayet mantıklı gelmesine rağmen, yine yanlış odaklardan bahsediyoruz. Eğer böyle olsaydı Türkiye’nin devletin verdiği mali avantajlar açısından bir çok ülkeden daha iyi durumda olduğunu biliyoruz. Ancak bunun çıktılarını göremiyoruz. Yani iş vergi avantajlarını arttırmak, özel kanunlar çıkarmak ve daha başka yeni mali paketler getirmekle olmuyor. Vergi avantajları girişimlerin sadece avantaj olan bölgede kanuni şirket kuruluşunu yaparak oradaki yerleri boş bırakması anlamına geliyor. Türkiye’nin en popüler teknoparklarına gidin bir bakın, bir kaç başarılı örnek dışında çoğunda bir sürü bina olmasına rağmen boş olduğunu göreceksiniz, daha büyük şok ise madem boş dur burada bir girişimimizi değerlendirelim dediğinizde hiç bir yerin boş olmadığı süprizi ile karşılaşacaksınız. Yani teknopark gibi oluşumların çoğu dolu ama boş. Amaç iyi birer girişim yaratmak değil, vergi ve diğer avantajlardan daha çok faydalanmak şeklinde olmuş.

3) “Ucuz ofis ve altyapı sağlarsak girişimler artar” tuzağı:

Girişimilere yüksek hızlı internet bağlantısı, güzel bir ofis, iyi havalandırma, kahve çay yapan bir makine verilirse daha çok girişimin çekilebileceği düşüncesi yine mantıklı gözükmesine rağmen işin özünden çok uzaktadır. Ancak bu kadar fiziksel imkanlara çoğu ölü olan yatırımlar yapmak yerine, etkileşimi sağlayacak uzmanlar, yatırım yapacak yatırımcılar, müşteri bulacak CEO’lar, yönlendirme yapacak mentorlar ve herkesin bir araya gelmesini sağlayacak etkinliklere bütçe ayrılması çok daha doğru olacaktır.

4) “Yatırımcı organizasyonu kuralım, girişimciler yatırım alır” tuzağı:

Özellikle Türkiye’de girişimcilerin kendilerinin en çok belirttiği problem sermaye eksiği olduğu için mali yatırım ve yatırım desteklerine çok büyük önem veriliyor. O kadar çok önem veriliyor ki bunlar olduğu zaman harika girişimlerin ortaya çıkacağını ve dünya çapında Türkiye’nin yerinin değişeceğine inanıyoruz. Girişimler için sermaye desteği elbette büyük önem arz ediyor ancak yatırım yapacak olan bireyler ve kurumlar eskilerin sözü ile “babalarının hayrına” yatırım yapmıyorlar. Onlara birbirinden zeki ve tutkulu mühendisler, işini bilen tasarımcılar ve iş geliştiriciler sunmak, projeyi doğru şekilde yönlendirmek ve ticarileşmesine yardımcı olmayı sağlayacak bağlantıları oluşturmak çok daha büyük önem taşımaktadır.