Aylık arşivler: Temmuz 2014

Sosyal Medya Artık “Sanal Dünya” Değildir. Neden mi?

Bu yazı ICT Media Dergisinin Aralık 2013 Sayısında yayınlanmıştır. 

image credits: http://allthingsd.com/files/2011/10/Coffee-Power-Workclub-Workers-380×254.png

Sosyal medya hayatımıza 2007 yılında ilk olarak Facebook ile girmeye başladı. Önceleri evimizdeki bilgisayarımızda akşamları bağlanarak o anki ne yaptığımızı paylaştığımız sosyal mecra; internet hızının artması, mobil cihazların ortaya çıkması ile artık hayatımızın bir uzantısı haline geldi. Nerede olduğumuzun bir önemi olmadan o anla ilgili paylaşım yapmamız artık çok kolay ve maliyetsiz hale geldi. Eskiden gerçek hayatımızı etkileyen şeyleri sosyal mecralar yolu ile paylaşırken artık sosyal mecralarda paylaştığımız şeyler gerçek hayatımızı etkilemeye başladı. Sosyal medya ile ilgili tartışmalar ve eğitimlerde genellikle bu mecra “dijital ortam” olarak nitelendiriliyor. Bu belki bu işin ilk başladığı zamanlar için söylenebilirdi ancak geldiğimiz noktada artık sosyal medyanın bir “dijital ortam” ya da “sanal dünya” değil tam tersine hayatımızın en önemli faktörlerinden bir tanesi olduğu söylenebilir. Peki nasıl oldu da bu noktaya geldik?

1990 – 2000 yıllarında internetin hayatımıza yeni girmeye başladığı zamanlarda bilgisayarlarımız üzerine dantel koyduğumuz ve evimizin bir köşesinde duran mobilyalar gibiydi. O zamanlar bankalarda işinizi halletmek için bizzat kendiniz gitmek zorundaydınız. Çiçek ve yemek siparişlerinizi telefon yoluyla veriyordunuz. Sosyal mecra kavramı yoktu sadece sosyal anlamda iletişim kurulan internete bağlı ICQ ve MSN messenger gibi platformlar vardı. Bu platformlardaki çoğu kişi kendi gerçek kimliğini kullanmıyordu ve kullanmakta istemiyordu. Internet üzerinde sosyalleşmekten ya da paylaşımlardan bahsetmek için hiç bir ortam yoktu. Paylaşımlar sadece kişiler arasında oluyordu.

2000 -2007 yıllarında internet kullanımının 5 katına çıkması, internet hızının 10 kattan fazla hızlanması ve kablosuz bağlantıların ortaya çıkması ile artık diz üstü bilgisayarlar kafelerde ve açık alanlarda görülmeye başlandı. Kablosuz bağlantı teknolojileri ile artık fotoğrafları bilgisayar ortamına aktarmak daha kolay hale geldi. Bu durumda insanlar fotoğraflarını göndermek ve paylaşmak için uygulamalar edinmeye ve bilgisayalarını bunun için kullanmaya başladılar. Sosyal mecralar; bloglar, facebook, myspace ve twitter gibi araçlarla yavaşça ancak artan bir hızda genişlemeye başladı. İnsanlar yaşadıkları deneyimleri eve gidince internet üzerinden paylaşmaya başladılar.

2007-2013 yıllarında mobil cihaz kullanımındaki inanılmaz hızlı yükseliş, sosyal mecraları da bambaşka bir düzeye taşıdı. artan mobil internet hızı ile birlikte artık insanlar nerdeyse bütün ihtiyaçlarını mobil cihazlar üzerinden görmeye başladılar. Kurumlarda bunlarla ilgili uygulamalar geliştirmeye başladı. Artık sosyal mecra her an her saniye yanımızda olmaya başladı. Bir kazayı, bir konseri, unutulmaz bir anı resmen anlık olarak paylaşmaya başladık. Günlük ve anlık iletişimlerimizin nerdeyse tamamı sosyal mecralar yoluyla yapılmaya başlandı. Toplu oturduğunuz yerlerde bolca mail gelme sesi, facebook iletileri ve whatsapp sesleri duymaya başladık. Nerdeyse yüzyüze iletişimden çok daha fazla sosyal mecralar üzerinden iletişim sağlanmaya başlandı. Bundan 15 yıl öncesine göre en büyük değişim ise insanların artık bizzat kendi istekleri ile isimlerini, yerlerini ve yaptıklarını paylaşmaları oldu.

Son gelinen noktada sosyal mecralar artık kesinlikle “sanal dünya” ayrımından kurtulmuş gözüküyor. Sosyal mecralara artık böyle bakmamız gerekiyor. Bunun sebeplerini özetlersem:

1) Sosyal mecralar, bir mecradan önce sosyal platformlardır.
2) Etkileşimi sağlayan şey yazılımlar değil insan iletişimidir. Yazılımlar sadece etkileşimi kolaylaştırmaktadır.
3) Her sosyal mecra gerçek hayattaki ayrı bir ihtiyaca cevap vermektedir.
4) Sosyal mecralar aslında bilgisayar ve insanlar arasındaki ilişkiyide göz önüne aldığından dijital ekosistem ve dijital vatandaşlık kavramları önem kazanmıştır.
5) Sosyal mecralar artık paylaşımdan öte kendini ifade etme ve geri bildirim alma yeridir.

Sonuç olarak sosyal mecraların değişen paradigması yazılımlarla değil, iletişimin değişen paradigması ile alakalıdır. Değişen iletişim paradigması ve araçların ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Girişimci Terapisi: Girişimciler Her Ay Hangi Soruları Kendilerine Sormalı?

Bu yazı ICT Media Dergisi Ocak 2014 Sayısında Yayınlanmıştır

image credits: http://www.consultaromo.com/images/psico.jpg

Değişik sektörlerde yapılan girişimleri karşılaştırdığımıza herhalde en çok revaçta olan ve üzerine konuşlan tekno-girişimler olacaktır. Bunun sebebi aslında çok basittir. Tekno-girişimler yüksek sabit yatırıma gerek duymaz, getirilerini çok hızlı bir şekilde 10 ve katlarına katlayabilirler, bitmiş ürün 3 ay ile 12 ay arasında ortaya çıkabilir ve başabaş noktası diğer tip projelere göre çok daha düşüktür. Türkiye’de de tekno-girişim projelerine verilen devlet destekleri ve yatırımcı ilgisi ile çok büyük ilgi var. Bu ilgi sayesinde özellikle son iki yılda bu tür girişimlerde çok ciddi bir artış gözüküyor. Ben şahsen yılda 300’den fazla tekno-girişim fikri dinliyorum. Ancak bu fikirlerin en az %90’ı daha maalesef yaşamadan ölmeye  mahkum gözüküyor. Bir şekilde devlet ve yatırımcı desteği bulan çoğu girişimin adını 1 yıl sonunda hiç bir yerde duyumuyoruz ve sonucunda da genellikl kapandı haberini alıyoruz.

İşte bu tür durumları azaltmak ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlamak için tekno-girişimlerin her ay kendilerine terapi yapar gibi sorması gereken sorular olmalıdır. Jason Cohen 21 Aralık 2009’da yazdığı bir blog yazısında bu tür girişimlerin sorması gereken 9 sorudan bahsetmiş. Onlara kısaca göz atalım:

1) Bir cümlede: Ürününüz ne yapıyor ve onu kim alır?
2) Bir cümlede: Neden herhangi biri ürünüzü alsın? 

“Neden” en zor sorulardan bir tanesi olmaktadır. Ürün ya da hizmet için kullanıcıların vereceği anlamı ancak bu soru ortaya çıkarabilir. Onlarında umrumda olan açıkcası bu anlamdır. Bu yüzden cevaplanması gereken en kritik sorulardan bir tanesidir.

3) Satışlarınızı engellenyen en önemli yegane tek şey nedir? 

Örnek olarak: İnsanların sizi bilmemesi? fiyatlandırma? yetersiz ürün içeriği? kötü satış stratejisi?

4) Müşterilerinizden daha fazla geri bildirim almak için yapacağınız yegane tek şey nedir?

Müşterilerinizden, deneyimleri ile ilgili daha fazla geri bildirimi nasıl alabilirsiniz? Bunun üzerine daha çok düşünmeli ve ürününüzü buna göre sürekli geliştirmelisiniz

5) Şu an ürününüzünden sıfır kazanıyor olsanız hangi tarihte paranız tam olarak bitmiş olur? 

Aslında bu sorunun amacı sizin maliyetlerinizi ve aylık giderlerinizi doğru şekilde planlamaya itmek içindir.

6) Size bugün birisi 100 000 Dolar verse, gelecekteki karınızı maksimum yapmak için nereye harcardınız? 

Bazen istediğiniz sermaye çok fazla gibi gelebilir ama geldiğini düşündüğünüzde belki de yapacağınız harcama o kadar büyük değildir. İhtiyacınızı doğru anlamanız için önemli bir soru.

7) Bugün birini işe almak zorunda kalsanız, aldığınız kişinin kendi masraflarını çıkarabilmesi için onun işini ne şekilde tanımlardınız? 

İnsan kaynağı tekno-girişimlerin en önemli faktörlerinden bir tanesi olmaktadır. Ancak zaman ve maliyet kısıtları ile ilgili doğru planlama yapılmaması girişimin zorlanmasına yol açabilir. Bu planlamayı yapmak için basit ama etkili bir soru.

8) En sevmediğiniz iş süreciniz hangisidir? 

İş geliştirme sürecinde hoşuna gitmeyen, sizden zaman çalan, verimliliğinizi düşüren süreçleri çok iyi belirlemelisiniz. Teknoloji tarafını sevip, telefonla arama yapmaktan nefret mi ediyorsunuz? Sosyal medyada olmaktan hoşlanıp, epostalara cevap vermeyi sevmiyor musunuz?

9) Eğer çok önemli bir uzman ile 1 saat konuşma fırsatınız olsaydı, bu görüşmenin temel hedefi ne olurdu? Ne sormak isterdiniz? 

İşiniz için hangi bilgi önemlidir? Bu bilgiye nasıl ulaşırsınız? Bunun pratik yolu nedir? Bu tür önemli ayrıntıları öğrenmek için yine basit ama çok etkili bir soru.

Müşteriler Bir Ürün Sayfasında Nelere Bakıyor?

 

image credits: http://www.karipatterson.com/wp-content/uploads/2012/04/looking-forward.jpg

Ürünlerinizi daha büyük kitlelere ulaştırmanın en kestirme gibi gözüken yollarından bir tanesi bir eticaret sitesi açmak gibi gözükebilir. Türkiye’de eticaret kavramı bu anlamda çok yanlış anlaşılıyor. Bunun sebebi bu kurumların ya da kişilerin eticareti ürün satacak yeni bir kanal olarak görmeleri olduğunu düşünüyorum. Ancak dijital ortamda satış yapabilmek çok daha farklı faktörlere dikkat etmeyi ve çok daha farklı bir zihin yapısı ile düşünmeyi gerektiriyor.Herhangi bir üretici ya da ürün sağlayıcısı ile konuştuğunuzda 5000-6000 TL civarı bir bedel ödeyerek eticaret sitesi açarak işlerini büyüteceğini düşünüyor. Gerçekte eticaret siteleri ayrı bir operasyon ve ayrı bir strateji ile yönetilmeleri gerektiğinden en baştaki kurulum maliyetleri 200 000 TL’lere kadar çıkabiliyor.  Eğer eticaret yapıyorsanız ya da yapmayı düşünüyorsanız ürün sayfalarınızda ne olmalı? Dijital ortamın ürün sayfaları gerçek hayattaki vitrinlerden biraz daha farklı. İşte bununla ilgili dikkat edilmesi gereken bazı noktalar:
1) Ürünün maliyeti: En bariz olan veri ürünün maliyeti olmaktadır. Bu mailyeti ödeme koşulları ve avantajları ile birlikte sunmak oldukça etkili olacaktır.
2) Ürünün resimleri: Birden çok resim olması gerekiyor. Ayrıca bu resimler yüksek çözünülüklü olmalı ki ürününüzü inceleyen potansiyel müşteriler yaklaştırma ve uzaklaştırma yaparak ürünlerinizi detaylarını görebilsin. Bunun için eğer profesyonel bir fotoğrafçı değilseniz mutlaka uzman birine fotoğrafları çektirmelisiniz.
3) Ürünün Faydaları: Müşterileriniz ürününüzü alınca ne hissedecek ne görecek? Hayatlarını nasıl daha kolay hale geitrecek? Neden şimdi almaları gerekiyor? Ürününüzü eşsiz yapan şeyler nelerdir? Bunlar üzerine küçük bir paragraf yazmanız çok uygun olacaktır.
4) Ürünün içeriği: Ürün teknik özellikleri, detayları, içinde kullanılanlar, uygulanabilecek renkler, boyutlar.
5) Ulaştırma bilgisi: Ürün ne zaman kargolanacak? Hangi metot ile kargolanıyor? Kargolamak ne kadar mal oluyor? Ne kadar sürecek? Kargo durumunu izleyecek bir buton ve eposta yolu ile sürekli olarak bilgilendirme.
6) İade Politilkası: İade şartları hem kanuna uygun bir şekilde hem de sizin de üzerine koyduğunuz şartlarla birlikte açık bir şekilde ifade etmelisiniz.
7) Gizlilik ve güvenlik ayarları: Müşterilerinizi sizin web sitenizden alışveriş yapmanın neden güvenli olduğu konusunda tatmin edici ifadeler kullanmalısınız.
8) Benzer ürünler: Çapraz satış imkanlarını kullanmabilmek için alınan ürüne tamamlıyıcı olan benzer ürünler kategorisini mutlaka oluşturun. Zaten bir çok eticaret modülü bunu destekliyor. Ürün tavsiyelerinin oldukça etkili olduğu ve ortalamada satışları %20’ye kadar arttırdığını biliyoruz.
9) Sosyal Medya Butonları: Müşterileriniz sosyal medya butonlarını bir eticaret sitesinde direkt olarak aramayabilir ancak siz yine de ürününüzle alakalı bir paylaşım yapmak isteyen birinin sürecini kolaylaştırmalısınız. Özellikle twitter, facebook butonlarının mutlaka bulunması gerekir.
10) Satın Al Butonları(Aksiyon Butonları): Eticaret sitelerinin en önemli eksiklerinden bir tanesi belki de ayrı bir yazı olarak üzerine çok şey yazılacak en önemli maddesinin bu olduğunu düşünüyorum. Aslında ilk bakışta müşterilerinize ŞİMDİ ALIN ya da SEPETE EKLEYİN yazılmasının ne gibi bir önemi olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ancak araştırmalar bu butonların renginden sayfa üzerinde durduğu yere hatta ortaya çıktığı zamana kadar satışları %10 ile %50’ye kadar etkileyebildiğini ortaya koyuyor. Bunu etkili bir şekilde yapmanın en iyi yolu bu tür butonların mutlaka rengini, şeklini ve yerini değiştirerek dönüşümünüze nasıl etki ettiğini sürekli olarak test etmelisiniz.
Yukarıdaki maddeler size oldukça bariz gibi gözükebilir. Ancak eticaret sitelerinin yüzde 80’den fazlasında bu faktörlerin çoğu unutuluyor, kullanılmıyor veya bağlantıları çalışmıyor. Ayrıca dikkatli bir şekilde incelenirse bu maddeler zaten eticaret sitesinin normal satıştan çok daha farklı olan faktörlerini gözler önüne seriyor. Bu maddeler sadece yazılım kodlarından ibaret değil, üzerine ayrıca düşünülmesi ve arka planda operasyonuna özellikle dikkat edilmesi gereken faktörler olarak değerlendirilmelidir.

Bütün İş Süreçlerini Değiştirecek 3 Rahatsız Edici Teknoloji

Bu yazı ICT Media Dergisi Temmuz 2014 sayısında yayınlanmıştır.  

image credits:http://2.bp.blogspot.com/-0Xc4FUcH_PI/TzjwdpSPYBI/AAAAAAAABag/6Zbfg0NfWFQ/s1600/paradigm_shift_Gethsemane.jpg

Her gün işinize ya da okulunuza rahatlıkla gidiyor geliyorsunuz. Akşam evinizde koltuğunuzdan bütün her türlü haberi rahatlıkla alabiliyorsunuz. Bir çok bankacılık ve devlet işlemlerini elektronik ortamda halledebiliyorsunuz. Arabanızda ve mobil cihazlarınızda GPS sayesinde gideceğiniz yerin gerçek zamanlı tarifini alabiliyorsunuz. Bir yere gitmeden o yer hakkında rafine bilgi edinebiliyorsunuz. Bütün bu kolaylıklar artık o kadar çok alışılagelmiş durumda ki bunları birer kolaylık olarak görme durumumuz bile sona ermiş gözüküyor.
Bundan yaklaşık 50 yıl önce sadece iki bilgisayar arasındaki bağlantının nasıl kurulacağına dair yapılan çalışmalar bugün hayatımızın vazgeçilmez birer parçası olarak karşımızda duruyor. Buradan yola çıkarak şu anda geliştirilen yeni teknolojilerinde bundan 5-10 yıl sonrasında hayatımıza çok ciddi etkiler yapacağından bahsedebiliriz. Dikkatle izlenmesi gereken ve bazı sektörlere büyük zarar verip bazı sektörlerinde önünü açacak olan bu teknolojiler neledir?
1) 3D İmajlama(3D imaging): Google’in Şubat 2014′de duyurduğu bu teknoloji çok ciddi bir gelecek vaadediyor. Mobil cihazınızın kamerasının ortamdaki her objeyi çok ciddi bir detayla imajlayabildiğini düşünün, şu an bunun için çok ciddi bir depolama alanı gerekiyor ancak bunun optimize edilmesi uzun sürmeyecek. Sizin vücudunuzun her hattının tarandığını ve sanal ortamda bir replikasının oluşturulduğunu düşünün, yaptığınız her hareketin sanal ortamda bire bir sizin vücudunuz şeklinde ile görebileceksiniz. Artık bir giyim mağazasına gitmek zorunda kalmadan size en uygun olan giysileri sanal ortamda üzerinizde görerek test edebileceksiniz. Artık toptan değil size özel mağazalar olacak. Eticaretin geleceği bunun üzerine kurulabilecek.
2) Vücut hareket sensörleri(Body-Motion sensors): Vücudunuzun bütün hareket detaylarının dijital dünyaya aktarıldığını düşünün. Koştuğunuzda, kolunuzu kaldırdığınızda, zıpladığınızda her hareketiniz her mimiğiniz dijital ortama gerçek zamanlı aktarılacak. Bütün uzuvlarınızla yaptığınız hareketlerin sanal dünyada birebir görülebildiğini düşünün. Yukarıda 3D imajlamada bahsettiğim üzerinizde göreceğiniz kıyafeti aynı zamanda hareketlerinize de tepki verdiğini düşünün. Yani kıyafetiniz üzerinizde sabit durmayacak sizin hareketlerinizle gerekli uyumlamaları da size gösterebilecek. Bu detaylı sensörlerle aynen Tom Cruise’un oynadığı Minority Report filmi ile gündeme gelen jestler ile ekran kontrolu, araştırmalar ve oyunlar bambaşka bir boyuta taşınacak.
3) Sanal gerçeklik kafa setleri(Headset): Sanal gerçeklik yıllardır hem sinemanın hemde kamuoyunun çok fazla üzerinde durduğu bir konu oldu. Ancak kolay gözükmesine rağmen gerçek hayat içinde iyi kullanıcı deneyimi ile uygulanması için biraz zaman geçmesi gerekiyordu. Şimdi o zaman geldi. Kickstarter’da çoklu fonlama(imece fonlama(crowdfunding) sayesinde halktan 2,5 milyon dolar fon toplayan Oculus Rift projesi artık bu hayali gerçek yapacak gibi gözüküyor. Bu isme çok dikkat edin çünkü çok kısa bir süre sonra toplu üretime geçtiği zaman üzerine yeni geliştirmeler yapılacak olan Oculus Rift bir çok konuda çok önemli ve eğlenceli çözümler vaad ediyor. İnsansız uçan ufak bir robot aracın üzerindeki kameraya kablosuz ulaşıp kafanızı sağa sola çevirerek onun gördüklerini gerçek zamanlı gördüğünüzü düşünün. Bir kurtarma operasyonunda sizin giremediğiniz bir yere giren küçük bir robotun kamerasından kaza yerini sanki içindeymiş gibi gezebileceğinizi düşünün. Oculus Rift’de şimdiden oyunlar ve ek objeler tasarlanmaya başladı.
Bu teknolojilerin değişime geçirmesi için daha önümüzde yıllar var derseniz çok yanılmış olursunuz. Çünkü bahsi geçen bütün teknolojiler şu an gerçekleşti ve beta sürümleri piyasa sürülmeye başladı. Günlük hayatımıza ve iş hayatımıza girmesi çok fazla zaman almadan özellikle yeni girişimde bulunacak olanların bu teknolojileri çok iyi takip etmesini öneriyorum.