Aylık arşivler: Eylül 2013

Girişimciler İçin En Önemli Süreç: İş Modeli Nasıl Oluşturulur?

Image credits: http://farm8.staticflickr.com/7080/7009368359_bd5c1f8831.jpg

Girişimcileri gördüğüm sunumlarda ve toplantılarda artık fikirlerini çok daha iyi anlattıklarını görebiliyorum. Yani 3 yıl önceye göre en azından sunum anlamında bir gelişme olduğunu söyleyebilirim. Ancak bir çok sunumda girişimciler iş modeli konusunda anlatımlarını çok yetersiz yapıyorlar. Biraz ayrıntılı sorular sorduğumuzda iş modelinin sadece hayali ya da henüz elde olmayan veriler ve gerçekler üzerine kurulu olduğunu anlıyoruz.

Öncellikle her yerde kullandığımız “iş modeli” ne demek bir tanımını yapmak gerekiyor(Ne de olsa bir akademisyen yönümde var:)

İş modeli: Bir örgütün, değeri yaratmasını, teslim etmesini ve elde tutmasını sağlayan mantıksal temeldir. 

Burada örgüt üzerinde durduğumuz girişimimiz oluyor. Değer ise kullanıcıları için yarattığı iki şey olabilir: önemli bir problemi çözmek ya da yeni bir fayda sağlamak. Yani iki önemli soruyu hemen sormalınız:

1) Hangi problemi çözüyorsunuz?

2) Neye kayda değer bir fayda sağlıyorsunuz? (Kimin/kimlerin hayatı daha güzel oluyor?)

Bu değeri sağlamak için kullanacağıjnız kaynaklarda var. Bu konu ile ilgili bir iş modeli yazısını Adil Oran’dan buradan okuyabilirsiniz. Ben bu yazıda daha çok nasıl bir zihin yapısında hazırlamanız gerektiğinden bahsedeceğim.

İş modeliniz üzerine düşünürken mutlaka elinizde kağıt kalem olmalı. Kafanızda tartışarak bir yere varamazsınız. Öncellikle beyaz tahtanızı, kağıt kaleminizi, post-it lerinizi ve evernote unuzu hazırlayın. Yaptığınız skeçleri tarihi ve saati ile mutlaka kaydedin. İş modelinizdeki gelişmeleri iyi izlemeniz gerekiyor.

Öncellikle kendinize şu 3 soruyu sorun: Sizin ürününüzü;

1) Neden alsınlar? – Bu aslında yukarıdaki çözdüğünüz problem veya sağladığınız fayda ile aynı soru olabilir. Sizin ürününüzü almak için insanların ne gibi sebepleri olabilir? Bunları sıralayın.

2) Neden sizden alsınlar? – Sizin ürününüz olmadığı zaman insanlar ne yapıyordu? (Sakın, “benim ürünüm çok yeni kimse zaten bilmiyor!” demeyin!) Her yeniliğin yerine geçebilecek bir kullanım alanı vardır. Bunu beğenmiyor olabilirsiniz ancak yine de insanların ürününüz yokken neler yapabileceğini düşünmeniz çok önemlidir.

3) Neden şimdi alsınlar? – Aslında diğer iki soruyu yanıtlamak kısmen kolayken bence en önemli ve en dikkate alınmayan soru bu oluyor. Evet harika bir ürününüz ve takımınız olabilir ancak kullanıcıların alışkanlıklarını değiştirmek istiyorsanız bu çok kolay değil.(Hatta hiç kolay değil) Bu yüzden çözüm ya da faydanızın en hızlı şekilde alışkanlık değiştirecek kadar acil bir sıkıntıyı çözebiliyor olması gerekiyor. Bunun üzerinde çok düşünmelisiniz.

Bu soruların hepsini UYGUN bir şekilde cevapladıktan sonra, artık “ölçeklemeyi” düşünmelisiniz. Ölçeklemek, yatırdığınız her 1 TL’ya karşılık satışlarınız ne kadar büyüyeceğidir. Bunu örnekle açıklamayalım: iş modelinizde diyelim ki bir üretici ve tüketiciyi aradaki aracılardan arındırıp bir araya getirmeye çalışıyorsunuz. Aracı aradan çıktığı zaman tüketici daha düşük maliyetle almak isteyecektir. Böyle bir web sitesi ya da platform oluşturabilirsiniz ancak burada müşteriden alacağınız bedel, bir kereliktir. Üretici ve tüketici bir araya geldikten sonra sizin satışlarınız büyümeyecektir. Bu durumda bu iş modelini ancak her direkt üreticiye ulaşmak isteyen tüketici sizden satın alana kadar sürdürebilirsiniz devamı gelmeyecektir. Bu proje ölçeklenebilir bir proje değildir. Olumlu bir örnek yemeksepeti verilebilir. Yemeksepetinin en basit modeli her sipariş başına örnek olarak 1 TL almaksa eğer, bu durumda her zaman karnımız acıkacak ve dünyayı uzaylılar işgal edip hepimiz ölmediğimiz sürece yemek yeme isteğimiz devam edecektir. Bu durumda yemeksepetinin iş modeli ölçeklenir ve ne kadar çok iş yeri ile anlaşıp ne kadar çok lokasyona giderse o kadar fazla kazanır. Bu durumda pazarınızın ne olduğunu iyi düşünmeniz gerekiyor. Çoğu girişimciye pazarınız ne diye sorduğumda: “Bütün Türkiye” gibi gerçekçi olmayan cevaplar alıyorum. Bu yüzden bu soruyu “2 yıl içinde ulaşabileceğiniz pazarınız ne kadar?” şeklinde değiştiriyorum. Ölçekleme için ULAŞILABİLİR pazar potansiyelinizi iyi öğrenmeniz gerekiyor.

Daha sonrasında ürününüzü düşünün ve onun hayali kullanıcısı olun. Örnek olarak: bir mobil uygulamayı ele alalım: Hemen elinizde akıllı telefonu alın ve henüz olmayan uygulamanızı kullanmaya başlayın. Uygulamada hangi komutu verdiniz? Bilgi nereye gitti? Nerede saklanıyor? Kim hangi bilgiyi kullanacak? Hangi platformda kullanacak? Hata olursa nasıl düzelecek? Ne kadar zamanda düzelecek? Ödeme kime yapılacak? Ödeme kimden alınacak? Ödeme ne şekilde olacak? Kime fatura kesilecek? Kim size fatura kesecek? Kim kimi arayacak ya da mail atacak? Hangi ekrandan kim sorumlu olacak? Ekranda ne bulunması gerekiyor?

Buradaki örnek sorulardan ürünü iş modeli içine oturturken ne kadar detaylı düşünmeniz gerektiğini sanırım anlatabilmişimdir. Hazırladığınız yatırımcı ya da tanıtım sunumlarında bu kadar detaya girmeseniz bile kendi ürün ve pazarınızı geliştirmek için mutlaka ürünü hayali bir şekilde kullanıp bütün süreçlerini skeçlemeniz gerekiyor.

Sonuç olarak ürününüz;

- Temel bir problemi çözüyor ya da yeni bir fayda sağlıyorsa,

- Ölçeklenebiliyorsa,

- Bütün süreçleri yönetilebiliyor ve yürütülebiliyorsa

iş modelinizde gelişmeye hazır demektir.

Bilgi ve İletişim Teknolojilerinin Geleceğini Belirleyen 5 Trend

* Bu yazı ICT Media dergisinde Haziran 2013′de yayınlanmıştır.

Alıntı:http://www.exelanz.com/wp-content/uploads/2013/05/bigdata_large.jpg

ICT(Bilgi ve İletişim teknolojileri) konusunda hem teknoparklarda hem de diğer hızlandırıcı merkezlere gelen proje sayısı Türkiye’de de oldukça fazla gözüküyor. Bizim Embryonix’de de değerlendirdiğimiz projelerin %85 ini ICT projeleri oluşturuyor. Peki ICT sektöründe önümüzdeki yıllarda ne gibi değişiklikler olabilir? Şu an üzerinde çalışılan bazı teknolojiler ICT sektörünün bundan sonraki 5-10 yılına damgasını vuracak gibi gözüküyor.

1) 3D Yazıcılar

İlk çıktığında çok fazla ciddiye alınmayan bu cihazlar gösterdikleri gelişim ile ufak tefek monte parçalardan, organlara kadar üretim yapabileceklerini kanıtladılar. Görünen o ki bu cihazlardan dolayı özellikle üretim yapan hatlarda çok ciddi değişiklikler olacak. Bir düşünün evinizde eksik olan herhangi bir cihazı hemen yazıcısın ile ortaya çıkarabileceksiniz. Yapmanız gereken tek şey internet üzerinden ilgili yazılımı ve onun getirdiği tasarımı indirmek olacak. Bu durumda özellikle bio kimyasallardan tutunda, her türlü nalburiye, plastik ve günlük hayatta kullanılan bütün hammadelerin satışlarının artacağını ancak bununla birlikte bazı üretim yerlerinin de bu değişime uyum sağlamazlarsa kapılarına kilit vuracağını düşünüyorum. Artık önemli olan tek şey aldığınız yazıcısınız ile basacağınız tasarımlar olacak. Hatta bu tasarımları kendiniz bile uygulamalar ile yapabilecek duruma gelebileceksiniz.

2) Bulut Bilişim

Bulut bilişim kesinlikle yeni bir konu değil. 2000 li yılların başından beri çok ciddi olarak konuşuluyor. Ancak internet bağlantısının geldiği ve geleceği hızlar dolayısı ile artık önemini iyiden iyiye arttırmakla birlikte hayatımıza tamamı ile girmeye başladı. Akıllı cihazlarda kullanılan bir çok uygulama artık bulut bilişim kullanıyor. Bildiğiniz bir çok oyun, ticari uygulama ve veri tabanları çoktan buluta geçtiler. Bununla ilgili çok fazla çözüm sunan işletmede ortaya çıkmış bulunuyor. Ancak benim yakın gelecek için tahminin  sabit disklerin bütünüyle ortadan kalkacağı yönünde oluyor.Internet hızı artık bizim yüksek çözünürlüklü filmleri, müzikleri ve programları çalıştırmamızı sağlayacak. İşletim sistemleri artık bulut üzerinden çalışacak. Bireysel kullanıcılar ve kurumlar bulut bilişim hizmeti sağlayan kurumlara işletim sistemleri ve bilgilerinin tutulması için kira ödeyecekler.  TV bütünüyle isteğe uygun hale gelecek. Program başına ödeme yapılacak, bazı programlar aynen akıllı telefon uygulamalarında olduğu gibi ücretsiz izlenecek ama program içinde ödeme yapılacak. Bu durumda tanıtımlar ve reklamlar artık çok daha hedefli şekilde olacak.

3) Yakın Alan İletişimi(NFC)

Bluethooth hayatımıza girdiği zamanlarda çok heyecanlanmıştık. Ancak kısa süre sonra çok da verimli bir teknoloji olmadığı ve güvenlik konusunda bir çok sorun çıkardığı görüldü. Son 5 yıldır geliştirilen ve gelişmeye de açık olan NFC yani yakın alan iletişimi teknolojisi, akıllı cihazların bir biri ile hızlı ve güvenli veri transferi yapmasını sağlıyor. Bunu çok yakına getirerek ya da dokundurarak yapıyorsunuz. Hayatımızda metroya, vapura otobüse binerken, otele girerken, evinize girerken, işinize giderken veya otoparka girerken kullandığınız bir sürü kartı düşünürseniz ve bunları sadece telefonunuzla sağlayabileceğinizi düşünmeniz işlerinizi baya kolaylaştırır. Ancak NFC nin asıl uygulaması kesin olarak ödeme sistemleri olacak. Kredi kartlarının hem çevreye olan zararları, hem kullanımda artık bir çok kartı aynı cüzdanda bulundurma gereği yüzünden ortadan kalkmak üzere olduğunu düşünüyorum. Çok daha güvenli, izlemesi kolay, hızlı ödeme yapacağınız NFC içeren akıllı telefonlar çıktı. Ancak henüz yaygınlığı istenilen düzeyde değil. Bu teknoloji doğru şekilde gelişirse devlet kurumlarında dahil kullanılabilecektir.

4) 4G Bağlantısı

Hayatımıza 3G gireli çok fazla olmadı. Bireyler ve kurumlar oldukça yoğun bir şekilde özellikle büyükşehirlerde 3G kullanıyorlar. Başlangıçta 3G sadece görüntülü görüşme yapmak için bir araç diye düşünüldü. Ancak zaman geçtikçe bunun mobil durumdayken fizibl olmadığı ve 3G nin gerçek amacının internet uygulamalarını kullanmak için olduğu ortaya çıktı. Hayatımıza 2 sene içinde girecek olan 4G çok önemli içeriklerle geliyor. Öncellikle yükleme hızında 3G ye göre en az 100 kat daha hızlı olacak. Hem uyguları hem de kablosuz ağ bağlantısını kullanabilecek. En önemlisi çok daha yüksek frekans bandında çalışacağı için çekmeme problemi oldukça azalacak. 4G ile birlikte konferans görüşmeler, DVD kalitesinde film kiralama, büyük projelerin mobil cihazlar ile yürütülmesi gibi çok önemli değişiklikler olacak. 2015 yılı itibari ile dünyada PC den çok akıllı cihaz olacağını düşünürsek önemi bir kez daha anlaşılmış olacak. Her evde 2 dizüstü bilgisayar artık tablet cihazlar ve akıllı telefonlar ile yerini değiştirecek.

5) Büyük Veri Problemi(Big data)

Büyük veri ya da big data, bildiğimiz veri yönetim sistemleri ile işlenmesi çok zor olan büyük ve karmaşık data setlerini ifade ediyor. Aslında bu problem en başta 90′lı yıllarda CERN labratuarında ortaya çıkmıştı. Atom çarpışmalarından olan veri o kadar büyük hale geliyordu ki bu verileri ancak milyonlarca veri içinden çekilen anlamlı örneklemler incelenerek işlenebiliyordu. 2012 yılında her gün 2,5 kuantilyon(2,5×10^18) byte veri üretiliyor ve bu üssel olarak her gün artıyor. Özellikle günlük hayatta kullanılan kameralar, akıllı cihazlar, güvenlik sistemleri ile birlikte kurumlar tarafından kullanılan, meteoroloji hesaplamaları, genom projeleri, bio medikal, fizik, finans gibi araştırmalar bu verinin artışını ateşliyor. Büyük veri problemini çözmek için başta ABD hükümeti olmak üzere IBM ve Oracle gibi firmalar ARGE lerinde inanılmaz rakamlarda yatırımlar yapmaya başladılar. Büyük veri problemini çözmek için yine yardımımıza doğa yetişiyor gibi gözüküyor. Mühendisler verilerin görsel olarak nasıl hareket ettiğini anlayacakları modeller geliştiriyorlar. Internetinde ortaya çıktığı DARPA labratuarlarında büyük veri setlerinin topolojik olarak yapısını araştıran ve anlamaya çalışan araştırmalar yapılıyor. Bunun günlük hayattaki önemi artık kurumların ve bireylerin büyük verileri daha kolay anlayabilecekleri görseller ile görmeleri oluyor. Bunu sağlayan uygulamalar ICT sektörü için çok değerli olabilir.