-

Markalar Korkuyu ve Paniği Nasıl Kullanıyorlar?

Posted by admin on Dec 16, 2011 in Uncategorized

Yaklaşık 7-8 yıldan beri profesyonel olarak satış, pazarlama ve karar alma üzerine çalışıyorum. Üniversitede ki yıllarımda pazarlama ya da satış dendiğinde aklıma gelen şey:”Bir insana ya da kuruma nasıl bir şey satarız? Bunun en etkili yöntemleri nelerdir?” olurdu. Bu düşüncemin yıllar geçtikçe dramatik bir şekilde değiştiğini gördüm. Artık zihnim “nasıl satarız?” yerine “insanlar neden alıyor?” sorusuyla meşgul oluyor. Bu soru beni doktora çalışma alanımda da finans yerine davranışsal ekonomi çalışmaya yönlendirdi. Önce insanların tahmin ettiğimiz gibi akılcı davranmadığını, daha sonra da beynimizin yine şaşırtıcı şekilde bizi çoğu zaman yanılttığını öğrendim. Bakış açımın değişmesi çevremde gerçekleşen olayları da farklı yorumlamama sebep oldu. Bunlardan en önemlisi markalara olan gizli ya da açık tutkumuzdu. Neden teknik özellikleri bir çok telefondan çok daha düşük olan iphone’a benzerlerinin 2 katı ödemeye razı oluyoruz? Neden bazen bir ürünü almak için engellenemez bir istek taşıyoruz? Neden alıştığımız yerlerden ya da ürünlerden kolay vazgeçemiyoruz?

Bununla ilgili bir çok araştırma ve deneyim var. Ünlü nöro-pazarlama uzmanı Martin Lindstrom’un son kitabı BrandWashed bugüne kadar yapılmış bir çok araştırmayı bir araya topluyor.Kitapta bugüne kadar hem şahit olduğum hem de araştırmasını okuduğum bir çok çarpıcı hatta bazen dehşete düşürücü ayrıntılar yer alıyor. Bunlardan en önemlisi panik ve korkunun marka bağımlılığını ve kullanımını nasıl etkilediği ile ilgiliydi.

Kontrol altına alınamayan bir hastalık çıktığı zaman bu doktorlar ve hastaneler için, stoklama, kalabalık ve bir sürü tedavi zamanı anlamına geliyor. Ama pazarlamacılar buna çok daha farklı bakıyorlar. Şöyle bir hatırlayalım, SARS gribi, kuş gribi ve domuz gribi zamanlarından aklınızda kalan en önemli ürün hangisi? Hıh? Biri el temizleme jeli mi dedi? Evet yanlış düşünmediniz. Bu hastalıklar patlak verdiğinde sadece ABD’de hijyenik jellerin toplam satışı yıllık 402 milyon USD artmış. İşin daha ilginç tarafı SARS ve kuş gribi gibi hastalıklar havadan solunum yoluyla bulaştığı için temizleme jellerinin hastalığı engellemede çok fazla etkisi olmadığı biliniyor. (ellerinizi temiz tutmayın demiyorum ama bunun etkisinin hastalığı engelleyici olduğu düşüncesi gerçeği yansıtmıyor)

Korku ve panik insanı hızlı bir şekilde çözüm aramaya iten bütün dürtülerin içinde en güçlü dürtümüz. Bunu pazarlamacılar harika kullanıyorlar. Örneğin ıslak bakteri önleyici mendil üreten bir marka, “Kleenex ile ellerinizi temizlediğinizde bakterilerin %99,99′unu 15 dakika içinde yoketmiş olursunuz” diyor. Bir düşünün kendinizi ve sevdiklerinizi hastalıktan korumak istiyorsunuz ve size çok net bir mesaj veriliyor: “bizim ürünümüzü kullan ve hayatta kal”.

Bu panik ve korku havasını tek kullanan hijyenik ürünler sektörü değildi. Bundan gıda sektörüde üzerine düşen payı almaya çalıştı. O zamanları bir hatırlayın, pazarlama mesajlarında sıkça şu cümleyi duyuyordunuz: “Kellogs’u her gün iki kez tükettiğinizde bağışıklık sisteminizde %40 güçlenme hissedeceksiniz” ya da “Bebeğinizi kötü huylu mikroplardan aptamilin eşsiz formülü ile koruyabilirsiniz”. Bu mesajlar her ne kadar iyi niyetli gözükse de o anki panik ve korkuyu kullandığı bunun üzerinden satışlarını arttırabildikleri ortada gözüküyor.

Korkuyu ve paniği kullanan sektörler arasında sigorta olmasa olmazdı. Sigorta ile ilgili pazarlama mesajlarında eğer dikkatinizi çektiyse hep bir “gelecekteki siz” görseli kullanılıyor. Sigorta yaptırmayan siz, yıpranmış, hastalanmış, parasız kalmışsınız. Sigorta kullanan siz ise sağlıklı, sevdikleri ile birlikte gülümsüyor.

Son örnek olarak kozmetik ürünleri sektörünü korkuyu ve paniği kullanan sektörlere örnek verebilirim. “Dove cildinizi yaşlılığın getirmiş olduğu etkilerden korur, klinik deneylerle kanıtlanmıştır”. Sanırım hepimizin en büyük korkularından bir tanesinin yaşlanmak, erken ölmek veya beğenilmemek olduğunu söylememe gerek yok.

Markalar korkuyu en büyük silahları olarak kullanıyorlar. Bu yüzden başta ilaç endüstrisi olmak üzere, gıda, kozmetik sektörlerinin en çok kullandığı gizli tema hep aynı: korku. Bir ilacın ya da bir ürünün korku duyulan bir şeyi ne kadar engellediği tartışma götürür ancak doğru çerçevelenirse ve doğru şekilde iletilirse tüketicilerin bunu bir çözüm olarak görüp hemen alma ihtimalleri oldukça yüksek görünüyor.

Tags: , , , , , , , ,

 
-

Günlük Hayatınızda Kullandığınız Bazı Cümleler ve Muhtemel Bilinçaltı Anlamları

Posted by admin on Oct 11, 2011 in Uncategorized

Metafor kelimesi Türkçe’ye benzeştirme olarak  çevrilmiş. Aslında bu kelime bundan çok daha fazlasını ifade ediyor. Bir çok durumu anlatmak için herkese aynı duyguyu yaşatacak, düşündüğünde aklına aynı görseli getirecek bazı akılda kalıcı benzetmelere ihtiyaç vardır. Örneğin finans dünyasında “su” metaforu çok kullanılır. Şirket “battı”, “çıktı”, varlıklarımız çok “likit” gibi. Bunun dışında günlük hayatımızda da farkında olmadan bu metaforları çok sık kullanırız:

- “Köpekler” gibi koştuk

- “Melek” gibi bir insan

- “Şeker” gibi biri vs.

Burada tırnak içindeki kelimeler olayı beynimizde daha rahat betimleyebilmemiz için kullanılıyor.

Direkt olarak bunlar gibi olmasa da yine günlük hayatımızda bazı cümleleri aslında kafamızda daha rahat betimleyebilmek için kullandığımızı düşünüyorum. Ancak bu tür düşünceler faydadan çok zarar sağlayabiliyor. Bunları çok sık kullandığınızda bazı sorular sorarak kendinizi daha iyi hissedebileceğinizi düşünüyorum. Buna bazı örnekler verebilirim:

- “Sevdim sevilmedim, seveni sevemedim” - Anlamı: “Benimle birileri ilgilendiği zaman kendimi daha değerli görüyorum, buna o kadar bağımlı duruma geldim ki, biri benimle yeterince ilgilenmediğinde ona kendi değerimi ispatlamak için onu sevdiğimi zannediyorum”

Muhtemel çözüm : Sizin değerinizi büyük oranda siz belirlersiniz. Kendinizi iyi yönünüzle, kötü yönünüzle kabul edin. Dış olaylarla kendi değerinizi sürekli olarak kıyaslamayın.

- “Kalbine söz geçiremezsin” – Anlamı: “Kontrolün altında olmadığını düşündüğün halbuki sadece öz imajın ile çatışan bir bazı duyguların var. O yüzden bu duygularının atfını kendinden başka bir yere yönlendirmeye çalışıyorsun. Yani öz imajla çatışan duyguları ve dışarı yansıyan durumu bir anlamda rasyonelleştiriyorsun(akılcı hale getiriyorsun)

Muhtemel çözüm: Kalp organ olarak sadece kan pompalar. Duygusal çelişkileriniz veya çatışmalar olduğunda bunun düşünceleriniz ile ilgili olduğunu bilmelisiniz. Şu sorulara cevaplar arayabilirsiniz: Sizi motive eden ve gerçekten istediğiniz bir durum neden imajınız ile çatışıyor? İçinizden geleni yapsanız ne gibi sorunlar olacak? Bu sorunlar sizin hayata devam etmenizi engelliyor mu? Bunların üstesinden gelinebilir mi?

- “Hayat beni yoruyor” - Anlamı : “Her şeyi kontrol altına almaya çalışıyorum; Sevgilimi, eşimi, dostumu… Hepsi benim kafamda kurduğum dünyaya göre hareket etmeli, kontrol edemediğim bir şey olursa bundan çok rahatsız oluyorum. Tam çevremdeki değişime ayak uydururken sonra her şey birden yine değişiyor alt üst oluyor”

Muhtemel çözüm: Dünya üzerinde hiç bir canlı, çevresindeki her değişkeni kontrol edemez. Ancak planlama yapabilir, kendine yine kendiyle ilgili olan bütün bağlantısı kendine olan bir amaç edinebilir, hayatına böyle anlam katabilir. Suya girmeden ve soğuk olduğunu görmeden ne şekilde suya gireceğinizi asla bilemezsiniz. Bu yüzden deneyin-yanılın ve ÖĞRENİN. En büyük probleminiz bu DENEMEK İSTEMEMEK.

 
-

İnsan Zihnini Kontrol Etmenin Yolları

Posted by admin on Aug 20, 2011 in Uncategorized

Bir çok eğitimimde katılımcılara çok eskiden beri sorulan şu soruyu soruyorum;

Size bir fırsat verilse, uçmak mı isterdiniz yoksa insanların zihnini okumak mı?

En azından benim gözlemlediğim kadarıyla bu soruya yaklaşık %75 “zihin okuma” olarak cevap verdi. Bundan sonraki sorum ise:

“Zihin okuyup ne yapmayı düşünüyosunuz? Hayatınızda ne daha iyi olacak?” oluyor. Bu sorununda genellikle cevabı: “İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü bilirsem ona göre davranırım” ya da “karşı cinsi çok daha kolay etkilerim” şeklinde oluyor.

İkisininde gerçekleşmesi durumunda herkes şu an olduğundan daha mutlu olacağını savundu. Buradaki sorgulamayı size bırakıyorum ve yönlendirme yapmak istemiyorum :)

Zihin kontrolünü ya da zihin okumayı bu kadar merak etmemiz yüzyıllardır bir çok düşünür ve bilim adamınında ilgisini çekmiş. Yakın tarihte bu alandaki en önemli çalışmalarından bir tanesi bence Robert Cialdini tarafından yapılmış. Cialdini “İknanın Yöntemleri” kitabında oldukça basit bir o kadar da işe yarayan yöntemlerden bahsediyor. Bunları okudukça aslında çoğumuzun bunu bilinçli ya da bilinçsiz olarak uyguladığını da fark edeceksiniz. İşte onlardan bazıları:

1) Karşılık verme(Tekabül): İnsanlara herhangi bir karşılık beklemeden bir hediye vermek ya da yardım etmek anlamına gelir. Dünyada hemen hemen bütün toplumlarda beynimize gizlice işlenmiş bir kod vardır: “bir şey alıyorsan karşlığını vermelisin”. Bu tekniği sokak satılcıları çok kullanılar. Mutlaka “abi çiçekler benden olsun” sözünü duymuşsunuzdur. Eğer çiçekleri alırsanız kendinizi ödeme yapmak zorunda hissederseniz hatta bu söz üzerine belki de daha çok ödeme bile yapabilirsiniz. Bağış isteyen kurumlarda aynı tekniği kullanırlar. Size verilmiş ufak bir hediye karşılığında bağış yapma olasılığınız artacaktır. Kültürümüzde “tok satıcı” olarak bilinen bir çok insanın daha çok satış yapmasınında sebebi bu olabilir. Bu tekniği çok bahşiş toplamak isteyen garsonlar ve hizmet sektöründe çalışanlarda kullanabilir. Eğer hesapla birlikte ufak bir hediye ya da müşterinin ismi yazılı bir kağıt götürülürse bahşişlerin çok daha fazla arttığı bir çok çalışmada görülmüştür.

2) Taahhüt ve Tutarlılık: Yine belki de farkında olmadan etkilendiğimiz ya da kullandığımız zihin kontrol yöntemlerinden bir tanesi taahhüt edilen bir şeyi devam ettirme isteğidir. Birinden ufacıkta olsa bir şey istediğinizde ve yaptığında daha fazlasını isteyebilirsiniz. O kişi tutarlığını devam ettirmek için istediklerinizi büyük ihtimal ile yapmaya devam edecektir. Örnek vermek gerekirse bir restorant rezervasyon yapan müşterilerin aramamasından ve gelmemesinden şikayet ediyordu. Kısa bir araştırmadan sonra telefon açıldığında rezervasyonu yapan bayanın şu cümlesi:”Eğer değişiklik olursa lütfen arayınız” yerine “Planlarınızda bir değişiklik olursa arayacak mısınız?” şeklinde değiştirilince cevap gelmeyen rezervasyon oranı %30′dan %10′a düşmüş. İkinci sorudan sonra verilen taahhütün tutarlılığını sorguladığınıza dikkat edin.

3) Sosyal İspat: Kısaca sosyal ispat, bir şeyi başkaları yapıyor diye yapmak anlamına gelir. Bunun üzerinde onlarca deney yapılmış. Bunlardan en çok bilineni bir kişinin sokakta bir anda yukarı merakla bakması sizin dikkatinizi cezbedip aynı şeyi yapmanızı sağlamazken, 10 kişinin aynı anda bir yere bakıyor olması sizinde aynı hareketi yapma olasılığınızı arttıracaktır. Yani “kabul edilebilir davranış” herkesin yaptığı davranış oluyor. Bu durumda zihinleri kontrol etmek isteyen biri çoğunluğun aynı hareketi yapmasını sağlarsa diğer kişileri de etkileyebilir. Kalabalık olan mekanlara hizmeti çok iyi olmasada gitme istediğimiz en önemli sebeplerinden bir tanesi bu olabilir.

4) Arkadaşının yaptığı iyidir: Bu eğilim arkadaşlarınızın katıldığı yerlere ya da organizasyonlara sizinde katılma eğiliminizdir. ÖZellikle fiziksel olarak çekici olan insanların yaptığı şeyleri bir çok kişi yapmak ister. Bu yüzden bazı kurumlar ilk olarak onları hedefleyerek diğerlerinin harekete geçmesini sağlarlar. Reklamlarda çekici ve ünlü insanların kullanılmasının sebebi de bu olabilir.

5) Otorite Kabulu: Özellikle Türk kültüründe otorite kabul edilen birinin söyledikleri mantıksız bile olsa dinlenir. Tanımadığınız bir iş adamının yanına giderken sizin neleri bildiğiniz çok önemlidir. Hakkında fazla bilginiz yoksa belki dediklerini çok ciddiye almayabilirsiniz. Ancak size daha önceden arkadaşlarınız, medya ya da güvendiğiniz birileri onun hakkında “otorite” olduğun dair bilgi vermişse onun dediklerini dinleme olasılığınız çok daha yüksek olur. Bu yüzden kişilerin konumları ve konumun ne anlama geldiği insanlara çok şey ifade edebilir, doktor, avukat, öğretim üyesi, mühendis gibi.

6) Kıtlık Yaratma: Her hangi bir fırsat ya da ürün ne kadar az bulunabilir olursa o kadar arzulanır olmaktadır. Bu en temel ekonomik kuraldır ve ilişkiler dahil hemen hemen her yerde işlemektedir. Pazarlamacıların kampanyalarında “sınırlı zaman” ya da “stoklarla sınırlıdır” ifadesini kullanmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi bu olabilir.

Tags: , ,

 
-

Hiç bir zaman bugünkü kadar genç olmayacaksınız

Posted by admin on Jul 12, 2011 in Uncategorized


Zamanımızı yönetmek sadece yapacaklar listesi oluşturmak ya da çok kısa sürede bir çok şeyi halletmek değildir. Ancak maalesef bu görüş çoğumuzun kafasına bu şekilde yerleşmiş olabiliyor. Bu tür düşünce yapısının, evrenin en kıymetlı ve en sınırlı şeyi olan zamanın değerini anlamamızı engellediğini düşünüyorum. Bu yazıyı okurken bir gününüzün nasıl geçtiğini bir gözünüzün önünden geçirin. Uyandıktan sonra sürekli olarak 5 dakika sonrasını yoğunluklada gün içerisinde yapacağınız işleri düşünüyorsunuz. Yaptığınız her harekette nerdeyse hiç “bu an” yok.Verdiğim eğitimlerde bazen herkese sadece gözünü kapattırım serbest düşünce seansı yaptırıyorum. Gözlerinin önüne gelen imajları, duydukları sesleri, kokuları söylemelerini istiyorum. Bu küçük uygulama sonunda ne gördüklerini ayrıntılı olarak anlatmalarını istiyorum. Cevap verenlerin %90’ından fazlası ya geçmişle ya da gelecekle ilgili imajlar görüyor. Neredeyse kimse burada, bu anda değil. Bahsettiğim şey kesinlikle 5 duyu organı ile algıladığınız dünya değil. Zihninizin içindeki imajlardan bahsediyorum. Eğer büyük şehirde yaşıyorsanız, çok işiniz varsa, çok kişi tanıyorsanız bu fenomeni yaşıyor olabilirsiniz.

Zamanın ne kadar verimsiz geçtiğini hepimizin çok iyi bildiği başka bir örnekle pekiştirebilirsiniz. Sınavlara hazırlanırken ya da istemediğiniz bir şeyi beklerken önce çok fazla zaman varmış gibi gözükür. Sonra o an yaklaştıkça zaman daha hızlı geçmeye başlar. Bu aynen arabanın deposunu doldurduktan sonra ibrenin ilk zamanlar yavaş gidiyor gibi gözükürken bitmeye yakın hızlı bir şekilde inmesi gibidir. Belli bir yaştan sonra insanların zamanın daha hızlı geçtiğini söylemesine çok sık rastlamışsınızdır. Ancak zamanın daralıp genişlemesinin tabiki nesnel bir gerçekliği yoktur. Bu algılarınızla alakalıdır.

Yine bir çok iş arkadaşımdan duyduğum “oh bugünde bitirdik” ya da “bugünde geçti” anlayışı var. Bu tür durumlarda genelde sorduğum soru: “hangi günün geçmemesini istersin?” oluyor. Buna genelde verilen cevapta “hafta sonu gelsin artık yeter” olabiliyor. Bu durumda bu kişi hafta sonunu 2 gün olarak sayarsak hayatının %28’sini yaşıyor demektir. Geri kalan %72’sinin sadece geçmesini istemesinin büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayatınızın sonu yaklaştığında birkaç günün bile ne kadar önemli olduğunu anlayacağınızı düşünüyorum.

Peki biraz olsun zamanın farkında varmak ve daha verimli geçirebilmek için neler yapılabilir. İşte bir kaç öneri:

1) Pişmanlıklarınızı düşünerek vakit geçirirseniz daha çok pişman olursunuz. Geçmişte pişman olduğunuz ya da keşke dediğiniz bir şey yapmışsanız bunu düşünerek zaman geçirmek ileride yine aynı pişmanlığı ve aynı keşkeleri getirecektir. Bunu daha ileri götürmenin anlamı yok.
2) Çevrenizdeki herşeyi algılayabilmek için 5 dakikanızı ayırın. Bazen sadece durun ve güneşin nasıl battığını, rüzgarın yüzünüze nasıl estiğini, ya da sevdiğiniz şarkıda ki kemanın nasıl tınladığına odaklanın. İşte gerçek zamanın o an nasıl anlamlı geçtiğini anlayacaksınız.
3) Neyim eksik ne yapmam gerek yerine, neyim iyi ve nasıl daha iyi olabilir diye düşünün. Dünya üzerinde eksiği olmayan bir şey ya da bir insan yoktur. Zaten bu yaradılışımızın bir sonucudur. Sürekli olarak eksiklerimizi kapatmaya uğraşırız. Bu zaman kaybıdır. Eksiğiniz daima orada bir yerde olacaktır. Bu yüzden iyi yaptığınız iyi olduğunuz şeyi daha iyi yaparsanız eksikleriniz farkedilmeyecek kadar azalacaktır.

Tags: , , ,

 
-

Hızlı ve Kolay İş Bulmanın Yolları

Posted by admin on May 24, 2011 in Uncategorized

Özellikle son 20 yıl içerisinde yaşanan birçok ekonomik kriz ve değişen iş koşulları hem çalışanları hem de iş arayanları olumsuz etkilemiştir. Krizler sonucunda ilk akla gelen çözüm, çalışanlardan bazılarının işine son verme şeklinde olmuştur. Madalyonun bir yüzünde milyonlarca iş arayan insan, diğer yüzünde ise en az o kadar sayıda çalışan fakat mutsuz olan kişiler var. İşsizlik problemi ve işletmelerin mevcut ücret politikalarının çalışanları tatmin etmemesi probleminin sebebi hep “ekonomik krizler” olarak gösterildi. 2001 krizinden sonra Türkiye’deki işsizlik oranı %11 civarındaydı. 2002–2008 yılları arasında yılda ortalama %5 büyüme oranı gerçekleşirken,  işsizlik oranı 2008 itibariyle %10 civarına düştü. Bir düşünün; toplamda %35’lik bir büyüme sonucunda işsizlik sadece 1 puan düşebiliyor. O halde; işsizliğin, düşük ücretlerin ve mutsuz çalışanların sebebi sadece ekonomi veya ekonomik krizler değil.  Peki, sorun ne? Aslında cevabı basit:  Kendimizi gerektiği kadar tanımıyoruz.

Katıldığım eğitimlerde çoğu zaman “iş aramak iş bulma olasılığını düşürüyor” dediğimde katılımcılar pek hoş olmayan ifadeler ile bana bakıyorlar. Haksız da değiller. Herkes iş bulabilmek için müthiş bir yarış içerisinde; sertifika eğitimleri, lisansüstü programları, stajlar, kurslar gibi. Bütün bunların odaklandığı temel amaç daha hızlı iş bulmak. Ancak gerçekten daha hızlı iş bulmak için bu programlar geçerli mi yoksa aslında zaman kaybı mı?

Eğer sizi neyin mutlu ettiğini biliyorsanız bunlar zaman kaybı olmayabilir. Ancak bütün bunları sadece işverenin karşısına geçip : “ben bu kadar dil biliyorum, şuradan mezunum, şu sertifikaları aldım” şeklinde ifade edecekseniz yeni dünyada yerinizi bulmanız çok zor olabilir. Kendini tanıyan ve eksiklerine değil yetkinliklerine odaklanan bir birey : “sizin şirketinizin yaptığı ihracatın %90’ı Fransaya yapılıyormuş, bende lisans öğrenimim sırasında ticari yazışmalar üzerine odaklanmıştım. Hatta yanımda da bir örnek getirdim isterseniz bakabilirsiniz.” Şeklinde görüşmeye başlayacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, setifikaların, diplomaların sıralanması değil, işletmeye sağlayacağınız net faydadan bahsetmektir. Çünkü emin olun dışarda o faydalardan çok daha fazlasını yazabilecek bir sürü iş arayan insan vardır.

Peki neden iş aramak iş bulma olasılığını düşürüyor? Tam da bahsettiğimiz en önemli faktörün geriye doğru gitmesinden: yetkinlik. Bir insan nasıl iş arar? Genelde özgeçmişinizi şirketlere göndererek ve tanıdıklara sorarak iş ararsınız. Peki iş ararken sizi gerçekten mutlu eden ve iyi yaptığınız şeyi daha iyi yapmanızı sağlayan ne yaparsınız? Cevabı maalesef genelde hiç bir şey! Bu şekilde iş arayan arkadaşlar genellikle bütün eksiklerini tamamlamak için alabileceği her dalda sertifika ve kurs programı peşinde koşturur. Halbuki gerçek zaman kaybı budur. Eksiklerinize odaklanmayın onlar hep var. Bunun yerine iyi yaptığınız şeyleri daha iyi yapmaya çalışın.

İsterseniz daha kolay iş bulmak için tavsiyeleri birer madde olarak toparlayalım:

1)       İş aramak yerine kendinize şu soruyu sorun: Beni neden işe alsınlar?

2)       Kendinizin güçlü yönlerine odaklanın, sizi onlar bir yere getirecek ve eksikler her zaman varolacak.

3)       Mümkün olduğunca çok insanla sohbet edin. İş bulmanın yeni yolu insanların aklında kalmaktır. Örneğin kahve yapmayı çok iyi biliyorsanız ve bununla ilgili sürekli bir şeyler öğrenip insanlarla konuşup onlara iyi vakit geçiriyorsanız bu konuda bir iş bulma ya da kurma ihtimaliniz özgeçmiş ile başvurmaktan çok daha hızlı ve kolay olacaktır.

4)       Blog açın ve yazın. Sevdiğiniz ilgilendiğiniz bir konu hakkında ücretsiz sitelerden bir tanesinden(blogcu.com gibi) kendinize bir blog açın. Bir anda inanılmaz yazmayı beklemeyin ama kısa da olsa mutlaka yazın ve paylaşın. Gitgide araştırıp okudukça konuştukça çok daha iyi olacaksınız. Daha iyi yazılar çıkacak. İş bulma olasılığınız hem artacak hem de iş verenler sizi neden işe aldıklarını çok daha iyi bilecekler.

Tags: , , , ,

Copyright © 2009-2012 Ekonomi Finans İnsan All rights reserved.
Desk Mess Mirrored v1.4.6 theme from BuyNowShop.com.

Любовный гороскоп для стрельца ссылка персональный гороскоп на год месяц онлайн рисунки гороскоп скорпион гороскоп близнец год кота гороскоп змеи на 2011 год телец гороскоп на сегодня близнец любовный гороскоп от маргариты володиной узнать гороскоп по леви гранту гороскоп овен в год кролика гороскоп 2011г козерог сексуальный гороскоп на скорпиона гороскоп совместимости мужчина дева женщина козерог гороскоп уязвимые черты характера тельца гороскоп совместимости женщина дева мужчина лев восточный гороскоп крыса характеристики гороскоп совместимости от якуба гороскоп для рака в стихах гороскоп на неделю любовный овен гороскоп глоба павел дева гороскоп на завтра у скорпионов гороскоп на 2011 год лошадей раков гороскоп подробный лев гороскоп рак мужчины гороскоп совместимости по дате рожденья персональный гороскоп дева мужчина гороскоп брак и совместимостть гороскоп 2011от тамары глоба гороскоп телец муж гороскоп на совместимость для рыб стоимость персонального гороскопа в интернете любовный гороскоп для стрельца 2011 год