Girişimciler Devlet Desteği İstediklerinde ya da Yatırımcılara Başvurduklarında Neleri YapmaMALI?
by admin on March 29, 2012

10 yıl içinde çalışanların önemli bir kısmı artık kendi işini kurmaya başlayacağını düşünüyorum. Bu şimdilik büyük bir hayal gibi gelebilir ama dünyanın son 30 yıldaki değişimi inanılmaz ve baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Ortalama yaşam süresinin artması ve ekonomik özgürlük, insanların daha fazla kariyer tercihi ile baş başa bırakıyor. Eskiden çok az ve kısıtlı iş koluna ancak çalışan olarak girerek yıllarınızı geçirdikten sonra bir iş sahibi olabilecek iken, şimdilerde yeni mezun ve yetenekli bir öğrenci hemen kendi firmasını kurabiliyor. Yani yıllardır süre gelen gelir dağılımı problemini girişimcilik ortadan kaldırabilecek gibi gözüküyor.
Emimin ki nasıl girişimci olunur ve bunun gibi bir çok makale, yazı ve kitap okumuşsunuzdur. Ancak bundan daha önemli olan girişimci olmaya karar veren insanın doğru adımları atarak girişimine destek bulmasıdır. Destek Türkiye’de sadece para olarak düşünülse de aslında akıl hocalığı, yönlendirme ve bilgilendirme paradan çok daha önemlidir. Devlet kurumları ve özellikle de yatırımcılardan destek isterken neleri yapmamalısınız? Kısaca bir göz atalım:
1) Proje ile ilgili açıklamalarınızı çekici bir şekilde yapmaya çalışın: Örneğin: “İnsansız bir hava aracı CO2 gazı taşıyarak istenilen yerlerde yagına müdahele edecek” YERİNE “Yangına çok daha hızlı müdahele etmeyi kolaylaştıracak vr yangındaki kayıpları azaltacak bir araç” daha çekici bir başlık ya da açıklama olacaktır.
2) Yatırımcılara gönderdiğiniz maillerde hemen sunum eklemeyin: Sunumdan daha önemli olan şey dikkat çekmektir. Sadece ekteki sunumu gönderiyorum şeklinde bir mail gönderirseniz bu çok soğuk bir yaklaşım olacaktır. Attığınız mailde en fazla 100 kelime de çekici bir şekilde projenizi açıklayın. Daha sonrasında ilgilenilirse sunumunuzu gönderebilirsinz.
3) Patent ya da isim hakkı demek değerli bir şey demek değildir: Özellikle Türkiye’de patent, faydalı model ya da isim hakkı alan bir çok kişi, çok para kazancakları ya da çok eşsiz bir şey ürettiklerini düşünür. Tabiki fikirlerin ve projelerin korunması çok önemlidir. Ancak patent demek anlam demek olmayabilir. Bunun yerine pazarınızın kim olduğunu daha iyi tanımak ve çözdüğünüz problem ile ilgili yetkinlik sahibi olduğunuzu göstermek daha önemlidir.
4) Gerçekçi olmayan açıklamalardan kaçının: “Bu ürünün pazarı çok büyük milyonlarca dolar” – “pazarımız zaten bütün Türkiye” gibi herhangi bir referanstan çok kişinin iç güdülerine dayanan açıklamalardan kaçınmalısınız. Bunun yerine elinizde bir yerden araştırmaya ve referansa dayalı bilgi bulunması ve bunun üzerine konuşmanız daha doğrudur. Yanlış referans vermek yerine motivasyonunuz ile ilgili iyi bir intiba bırakmak daha önemlidir.
5) Harika bir akademik geçmiş iyidir ama ürünüzünü nasıl satacağınızı bilmeniz daha da iyidir: Bir çok girişimci sunumunda, master, doktora ve bunun gibi çok iyi derecelerden bahsediliyor. Eğer ürettiğiniz ürün konusunda yetkinliğiniz akademik altyapınızdan geliyorsa bunu belirtmek yatırımcılar için harikadır. Ancak belirttiğiniz şeyler sadece not ortalamalarınız ve aldığınız dersler ise bu çok fazla bir şey ifade etmeyebilir.
6) Finansal raporlarda en önemli olan figürler satış tahminleridir: Bir çok girişimci iş planı sunduğu zaman finansal kısımları için şu soruyu sorarım: “Buradaki en önemli figürler hangileridir?” biraz affalayarak genellikle oldukça karışık formüllere dayanan tablolar, rasyolar ve grafikler olduğunu söylerler. Aslında bütün finansal analiz büyük oranda girişimcinin henüz gerçekleşmemiş satış projeksiyonlarına dayanır. Geri kalan rasyonlar, formüller ve grafikler zaten yazılım tarafından rahatlıkla yapılabilir.
Kısaca toplamak gerekirse; yatırımcıların ve devlet kurumlarının iyi olmasını istediği en önemli şeyler:
- Pazarı iyi bilmesi ve araştırmasını iyi yapmış olması
- Ürün ya da hizmet ile ilgili yetkinliğinin yeterli olması
- Ekip motivasyonunun sürdürülebilir olması ve yüksek adanmışlık
Şehir Ekosistemleri ve Girişimcilik
by admin on March 16, 2012

2003 Ekim ayında Ankara’dan İzmir’e geldiğim zaman aklımda bu kadar uzun bir süre kalmak yoktu. Ankara’daki üniversite yıllarımdan beri işin ve ticaretin merkezinin İstanbul’da olduğunu duyarak lisans ve yüksek lisansımı tamamlamıştım. İstanbul doğumlu olduğum için küçüklüğümden beri sıkça İstanbul’u akrabaları ve arkadaşlarımı ziyarete gidiyordum. Yani bir bakıma doğum ve çocukluğumun İstanbul’da, öğretim hayatımın Ankara’da, İş hayatımın da önemli bir kısmının İzmir’de olduğunu söyleyebilirim.
İstanbul’daki trafik sorununun, gelir dağılımı bozukluğunun ve aşırı rantçılığın sen büyük sebeplerinden bir tanesinin “X şehrinden bir şey olmaz ne varsa İstanbul’da” şeklindeki zihin yapısından kaynaklandığını düşünüyorum. İstanbul’un Türkiye’nin ve dünyanın en önemli ticaret ve finans merkezlerinden biri olduğu su götürmez bir gerçektir. Ancak diğer şehirlerin kendi ekosistemlerini oluşturmalarının hem Türkiye’ye hem de İstanbul’a büyük faydaları olacaktır. Peki genelde çevrecilerin kullandığı bu ekosistem kelimesinin girişimcilikte işi ne?
Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem denir. Buradaki süreklilik aslında kendi yaptıkları ile kendini besleyen sistem anlamında kullanılmıştır. Her şehirde yeni ve karlı iş alanları ve iş fikirleri desteklenirse o zaman o şehrin bir süre sonra ekosistemi kendi kendini büyütüp destekleyecek duruma gelecektir. Ekstra olarak bir desteğe ihtiyaç duymayacaktır.
Bunu okuldan mezun olan başarılı öğrencilerin, hala okumakta olanlara yardım edip onların başarılarını arttırıp bu sürecin böyle katlanarak devam etmesine benzetebiliriz. Aynen okuldaki mezunlar gibi her şehir kendi güçlü alanında katma değer yarattığında ve etkileşim sağladığında ekosistemini oluşturmuş olacaktır.
Ekosistemi kurmaya odaklanan ve şehirciliği ön plana çıkaran imece usulü bu yaklaşım, şehirleri sevenler ve kalmak isteyenlerle birlikte kaldıraç etkisiyle büyüyecektir.
Buradaki en önemli nokta şehirdeki ekosistem oluşumunda herkesin belediyelerden, siyasilerden ve kamu kurumlarından büyük beklentileri olmasıdır. Bu doğru bir zihin yapısı değildir. Anlamı yaratan ve işleri başlatan kurumlar değildir şehirde kalmak isteyen ve şehri seven insanlardır. Bu insanların yaptıkları kurumların kendilerini harekete geçirir. Bu yüzden Anadolu’daki şehirlerde herşeyi belediye yapsın, siyasiler yapsın zihin yapısını bir kenara bırakıp küçük de olsa organizasyon yapmak, şehrin ileri gelenleri ile konuşmak, bilinçlendirmek ve ufak ya da büyük başarı hikayelerini yaymak çok önemlidir.
Her şehir kendi iyi olduğu alanda aşağıdan yukarı doğru bu hareketi desteklerse Türkiye’de trafikte, gelir dağılımında ve aşırı rantçılık da çözümler kendiliğinden gelecektir.
Uzun lafın kısası: Şehriniz için belediyeden, kamu kurumlarından bir şey beklemek yerine, insanlarla etkileşime geçin, iş yapın, inanın. Bir süre sonra ulaştığınız noktaya sizde şaşırabilirsiniz.
Sadece Girişimcilik Yetmez, Lider Girişimci Olun
by admin on January 26, 2012

Girişimci ile ilgili bir çok tanım ve sıfat vardır. Ancak Princeton Üniversitesinin basit tanımını sanırım hepsini içeriyor: Girişimci,ticari bir iş kurup onun riskini alan kişidir. Bunu girişimcinin olması gereken özelliklerini ekleyerek genişlebilirsiniz; tutkulu, yenilikçi, dürüst vs. Sonuçta her tanımın içinde mutlaka bir “risk alma” durumu bulunuyor. Görevimden dolayı fikrini işe çevirmek isteyen bir çok girişimci ile konuşuyorum, fikirlerini değerlendiriyorum. Onlarca fikir sahibi ile görüştükten ve başarı hikayeleri gibi başarısızlık hikayelerinide dinledikten sonra girişimcide olması gereken en önemli özelliğin liderlik olduğuna karar verdim.
Liderlik kavramı Türkiye’de ağırlıkla siyasi parti liderleri ile bağdaştırılır. Yapılan başka bir hata ise liderin mutlaka bir organizasyonun başındaki insan olması gerektiğidir. Bu son derece yanlış bir görüştür. Stephen Covey lider için: “Bütün zor koşullara göğüs gererek en yüksek ağaca tırmanıp tepeden:”yanlış ormandayız!” diye bağıran kişi olarak bahsetmiştir. Burada ağacın tepesi “örgütün tepesi” olarak düşünülmemelidir.
Kim Suçlu – Kim Haklı(KSKH) Doğru Bir Yaklaşım mı?
by admin on January 9, 2012

Çatışmalar herhalde insanların birlikte yaşadıkları zamanlardan beri varolmuştur. Çatışma sırasında klasik anlayış iki tarafın olduğunu söyler. Bu iki taraf basitçe birbirilerine kendi düşüncelerini kabul ettirmeye çalışırlar. Bu iki şekilde olabilir(ikisi aynı anda da olabilir)
1) Kendi düşüncesinin doğru olduğunu ispatlamak
2) Karşısındakinin düşüncesini çürütmek(düşüncesinin yanlış olduğuna inandırmak)
Dolayısıyla eğer bir taraf 1. maddeyi yerine getirirse “haklı” durumuna geçecek, 2. maddeyi yerine getirirse “suçluyu belirlemiş” olacaktır. Ancak sorun şu ki bir çatışma sırasında her iki tarafta bu 2 maddeyi sağlamaya çalışmaktadır. Bu da çatışmayı bir kısır döngüye çevirir. Bu kısır döngü çatışmanın büyümesini ve çatışmayı çıkaran “öz”ün unutularak başka konularında devreye girmesini sağlamaktadır. Bunu hayatımızın her alanında sık sık görebiliriz.
- Aile içi çatışmada kuşak farkından kaynaklanan çatışmalarda,
- Kurum içi ast-üst çatışmalarında,
- Arkadaşlarla olan çatışmalarda
- Eşler arası çatışmalarda.
Bu çatışmaların hepsinin ortak noktası :”Kim suçlu? Kim haklı?” ekseninde devam etmesidir. Çatışma süresince sürekli olarak bu soruların cevabı bulunmaya çalışılır. Ancak bu bilimsel bir tartışma olmadığı ve herkesin kendi görüşünü savunduğu bir platform olduğu için bu yaklaşımın 2 taraf içinde olumlu bir sonucu olmayacaktır. Bu yaklaşımla ortaya çıkabilecek çözümler şöyle olabilir:
- Bir taraf ZORUNLU olarak diğer tarafın çözümünü kabul eder.
- İki taraf birbirine ya da bir taraf bir tarafa psikolojik ya da fiziksel hasar yaratır. (kavga)
- Her iki tarafta sadece bildiğini yapar ortak nokta bulun(a)maz.
Kim suçlu – Kim haklı(KSKH) yaklaşımının işe yaramamasının sebebi bir çatışmada sadece 2 taraf olduğunu varsaymasıdır. Ama gerçekte bir çatışmada ortada ille de 2 taraf olması gerekmez. Hatta 3. bir tarafın olması çatışmanın çözülmesi ve yönetilmesi açısından çok büyük önem taşıyabilir.
Tarafsız olan ve iki tarafıda anlayabilecek bir 3. kişi çatışma için büyük önem arzeder. Böylece çatışan 2 tarafın tabiri caizse “balkona” çıkmasını sağlayabilir.
KSKH yaklaşımı aynı zamanda olayın çözmünden çok bir kişilik ispatı olmaktan öteye gidemez. Çoğu insan bundan kendini alamaz. Karşısının yaklaşımını kısmen kabul etmek bile sanki alttan alıp kendi haksızlığını ortaya çıkarmış gibi gelebilir. Bu durumda bulunan kişi kendi haksız olduğunu bilse bile sürekli olarak savunma mekanizması açık olacaktır. Bu da aslında tartışmanın varması gereken çözüme ulaşılmasını imkansız kılacaktır.
Bu yüzden çatışma sırasında cevaplanması gereken bazı GENEL sorular vardır: ( tabiki tartışmanın yapısına göre bir çok soru sorulabilir ancak bunlar genelde bir çok tartışmanın tabanını oluşturmaktadır)
- Çatışmanın TAM olarak kaynağı(özü) nedir? (tartışma nereden çıkmıştı?)
- Her iki tarafta; ne olsa kendini daha iyi hissederdi?
- Bunun olmamasının önündeki engeller nelerdir?
- Bu engellerden hangileri kontrol altında hangileri değil?
- Çatışma konusu ile ilgili çatışmanın gidişatını değiştirecek gelecekte beklenen bir durum var mı?
- Çatışmayı azaltacak ya da çözbilecek olan 2 tarafında kabul edebileceği 3. Bir kişi ya da kurum var mı?
- Çatışma konusu daha ileri bir tarihte konuşulsa bu çatışmayı olumlu yönde etkiler mi?
Bu soruların cevapları elbetteki çatışmanın bir anda sona ermesini sağlamaz. Ancak en azından çatışmanın daha verimli bir şekilde kavgaya dönmeden yönetilebilmesini sağlayabilir.
Girişimcilerin Değerlendirmelerde Dikkat Etmeleri Gereken 7 Husus
by admin on January 9, 2012

Günümüzdeki girişimcilik kavramı ile bundan 10 yıl önceki girişimcilik kavramının artık aynı olduğunu düşünmüyorum. Girişimcilere bakış açısı, onların ulaşabileceği kaynaklar, yapabilecekleri işlerin çok farklı noktalara gelmesinden dolayı değişti. Bu değişim oldukça olumlu bir şekilde Türkiye ekonomisine yansımaya başladı. Girişimcilere destek veren bir çok kurum, kuruluş ve kişi var. Bununla birlikte girişimci farkındalığı da artmaya başladı. Önümüzdeki dönemde bunun reel ekonomiye katkılarını umarım çok daha iyi bir şekilde görebileceğiz.
Bana göre girişimciliğin gelmeye başladığı asıl nokta artık sadece “girişimcilik” ile sınırlı değil. Gerçek katma değer yaratan girişimciliğin, “yaratıcı girişimcilik” olduğunu düşünüyorum. Daha önceki bir yazımda(http://taylandemirkaya.net/?p=173) bundan bahsetmiştim. Şimdi yaratıcı girişimciler için kendi değerlendirmelerimde gördüğüm ve işin uzmanı olan kişilerden dinlediğim bazı tavsiyeleri paylaşmak istiyorum:
1) İnandığınız bir fikir üzerinde çalışırken insanlara başka bir fikirden bahsetmeyin: Girişimciler anlatıkları fikirlerde istedikleri tepkiyi alamadıkları zaman sık sık bu yola başvururlar. “Bir de şöyle bir projem var isterseniz” Bu girişimcinin o işe odaklanmadığını ve kendi fikrine de inanmadığını gösteren en önemli göstergelerden biridir.
2) Fikrinizin dünyaya ne katkısı olduğundan önce kazandıracağı paradan bahsetmeyin: Araştırmacılar tarafından sorulduğunda büyük şehirlerde yaşayanların




